Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 1 Oy - 5 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Dini Piyesler, Kısa Tiyatro Oyunları
Yazar Mesaj
isar Çevrimdışı
osmanlı torunu
**

Mesajlar: 788
Üyelik Tarihi: May 2009
Rep Puanı: 769
Mesaj: #1
Dini Piyesler, Kısa Tiyatro Oyunları
Cüneyd Suavi'nin "Hayatın İçinden" adlı kitabındaki bazı hikayeleri tiyatro oyunu haline getirdik. Bu oyunları sizlerle de paylaşmak isterim. Oyunlarda bazı eksiklikler de olabilir.

ANTİKACI

Antikacı- Anadolu’nun en ücra köşelerinde dolaşıp, gözüme kestirdiğim malları yok pahasına satın alıyorum ve yolumu buluyorum. Kış kıyamet demeden yaptığım gezilerde başıma gelmeyen kalmadı. Arabam kara saplandı, sığıncak bir yer arayayım. Yoğun bir tipi var, donmak üzereyim. İleride bir ihtiyar var, herhalde beni fark etti.

İhtiyar- Merhaba delikanlı, haydi kalk sana yardım edeyim. Bu tipi altında donmak üzeresin.

Antikacı- Teşekkür ederim, yardım edin, çok zor durumdayım.

İhtiyar- Günler boyu hastaydım, odun bulmak için dışarı
Çıkmıştım, meğer seni bulmak için iyileşmişim.

Antikacı- Diz boyunca karlarla boğuşup sonunda evinize gelebildik.
Doğrusu, gözlerim beyaz görmekten yoruldu. Köşedeki kuzinenin hemen yanında inanılmaz güzellikte iskemleler görüyorum.

Antikacı-(Kendi kendine) Bunlar gördüğüm en güzel antikalar, vücudumu birden ateşler kapladı.

İhtiyar- Biliyorsun odun kesmek nasip olmadı. Bu yüzden
ev dağ başından pek farklı değil ama bu yorganlar seni ısıtacaktır.
Antikacı-Teşekkür ederim, çok iyi geldi.

Antikacı-(Kendi kendine)Bu evden gitmeden mutlaka bir senaryo uydurmalı ve o iskemleleri almalıyım.Mesela, hayatımı kurtarmasına karşılık ihtiyara ucuzundan birkaç koltuk satın alıp, dışarı çıkardığım iskemleleri arabama atabilirim.
Oooo sabah olmuş iliğim kemiğim ısınmış, ihtiyar namaz kılıyor, sanki az önce de bir şeylerin kırıldığını duydum.
Antikalar, antikalar ortada yoklar. Herhalde ihtiyar kurt niyetimi sezip onları güvenilir bir yere kaldırdı.

Antikacı- İliğim kemiğim ısınmış. Çorbanızda güzel koktu doğrusu ama akşam gördüğüm iskemleler neden yerinde değil.

İhtiyar- iskemle, dediğin şey dünya malı evladım, biz misafirimizi üşütür müyüz ?

BOŞLUK
Torun – dedeciğim bana bir masal anlatır mısın?

Dede – Tabii ki, yavrum, anlatırım. Bir gün genç bir kız sokakta yürümektedir…

Genç kız - Eski bir sokakta yürüyorum. Lambaların bir çoğu yanmıyor yananlarda her nedense iyice sönükleşmiş, bir el fenerinden farksız hale gelmiş. Bir Allah’ın kulu yok ortalıklarda. Yumuşakça bir şeye çarptım. Aman Allah’ım ayaklarımın dibinde yuvasından ustalıkla sökülmüş bir kalp var. Resimlerdeki gibi dipdiri ve kanlı .Kalp sıcacık ve tıp tıp atıyor.

Genç kız - Kalp sanki elime yapışıp kaldı. Bir güç bu şeyden kurtulmamı engelliyor. Bu kalbin sahibini bir an önce bulmam gerekir. Üç beş adım ilerde, ışıkları yanan bir ev var.

Genç kız - Bu kalp sizin mi?Biraz önce yol üzerinde buldum.
Kız -Ben kalbimi üç ay önce rastladığım vefasıza kaptırdım.
Yandaki eve sorun onların olabilir.
Hizmetçi – (Kapıyı açar ve onu üst kata çıkartıp evin beyine götürür.)
Genç kız - Bu kalp sizin mi? Her nedense hâlâ çalışıyor da….
Beyefendi - Ben kalbimi dünyaya sattım arkadaş ! Komşu evde bir meczup var o bilir sahibini.

Genç kız - Bu kalp sizin mi ? Çabuk olun, neredeyse duracak…
İhtiyar - Ben kalbimi her şeyimle Rabbime verdim evladım.
O kalbin sahibini neden anne ve babana sormuyorsun?

Genç kız - Her ikiside yaşlanıp bunadı, sanki bir bebek gibi ilgi bekliyorlar, her şeyi yemiyorlar ve beğenmiyorlar, bu yüzden kavga edip onları terk ettim.

İhtiyar - Kavga ettin ha ! Terk ettin demek !

Dede - Genç kız bunları pek fazla önemsememişti. İhtiyar adamsa aradığı cevabı çoktan keşfetmişti. Ona doğru emin adımlarla sokulup iki eliyle kavradığı ğömleğini bir hamlede yırtarak açıverdi. Genç kızın göğsünde avuçlarında tuttuğu kalp büyüklüğünde kanlı bir boşluk vardı.

ÇIRAK

Arkadaş - Onu en az on yıldır görmemiştim.Bir spor salonu açtığını duyunca hiç vakit kaybetmeden ziyaretine gittim .Büyükçe bir salondaki gençlere karate ve judo dersleri veriyordu.Arkadaki bahçeye de bir barfiks koymuş büyükçe bir ağacın dallarına, ucunda halkalar olan ipler asmıştı.

Sporcu - Beş yıldan beri siyah kuşak sahibiyim. Bu yüzden de böyle bir okul açmayı istedim.

Arkadaş - Ben o kuşağa, on beş yıldan beri sahibim. Bu durumda sen çırak sayılırsın.

Sporcu - Benimkisi o kuşaklardan değil , istersen gel siyah kuşak neymiş gözlerinle gör.

Arkadaş - Neden böyle bağırdın? Az kalsın korkudan bayılacaktım.

Sporcu - Konsantre oluyorum. Bağırmak bu işin bir parçasıdır.

Arkadaş - Bence mantıklı, elinin acısından, sonradan bağırıp duracağına....

Sporcu - Ellerim bir balyoz gibi sağlamdır. Ülkemiz de kaç tane usta var ki?

Arkadaş - Gördüğüm kadarıyla bahçede üç tane usta var. Onların yanında böyle konuşmak, biraz ayıp kaçmaz mı?

Sporcu - Hiç fark etmedim. Gerçi tanıyamadığım birkaç kişi var ama...

Arkadaş - Onlar senin gibi bağırmıyorlar. Bu yüzden onları fark etmiyorsun. Üstelik de masum kiremitleri değil, sert kayaları parça parça ediyorlarmış. Hem de pamuk gibi yumuşacık elleriyle...

Sporcu - Onlarla tanışmak isterim, söylediğin şeyler eğer ciddiyse, kimden ders aldıklarını öğrenirim.

Arkadaş -Merhaba usta ! Arkadaşım sizinle tanışmak istiyor. İplik gibi ince köklerinizle, sert kayaları nasıl parçaladığınızı çok merak etmiş.

Sporcu - Gerçekten bir çırakmışım ama bundan şikayetçi değilim çünkü hem bu ustaları tanıdım, hem de onlara ders veren Büyük Ustayı.

Alıntı
Hayatın İçinden 1-2 (Cüneyd Suavi)
DİLEKÇE

Öğretmen- Evet arkadaşlar, işte dilekçe böyle hazırlanır. (Zil çalar ) Hepinize hayırlı günler.
Ufaklık- Ohh! Bugün karnemizi aldık. Apartmanımızın önündeki boş alan top oynadığımız yer. Kısa ve çelimsiz olduğumdan arkadaşlarım beni maçlara almıyorlar. Bu durumda ya misket oynarım, ya da en iyi arkadaşım bisikletimle dolaşırım.
Bisikletimin her yanı dökük. Pedalları yamuk, seledeki yayları yerinden fırlamış ve her tarafı paslanmış durumda. Bisikletimi artık terk etmeliyim, şuradaki çöpe atayım.
Bisikletsiz kaldığıma göre bir dilekçe yazıp yenisini isteyebilirim ama dilekçemi kime göndermeliyim? Tamam buldum, dilekçemi Rabbime gönderirim zaten dedem O’nun çok cömert olduğunu insanlara verdiği hediyelerle zenginliğinin bir gram bile azalmayacağını söylemişti.
(Çocuk dilekçesini yazar) Rabbim, bana bir bisiklet gönderir misin? İmza, ufaklık.
(Dilekçesini uçan balonun ipine bağlayıp gönderir.)
Ufaklık- Rüzgar biraz sert esiverdi. Balonun nereye gittiğini tam göremedim. Rabbim ne olur, dilekçemi kabul et.
Arkadaşlar, Rabbime bir dilekçe gönderip, bisiklet istedim.
Arkadaş 1- Böyle garip bir şeyi ilk defa duyduk. Ufaklık neden böyle bir şey yaptın, doğrusu anlayamadık. (gülüşmeler )
Arkadaş 2- Birkaç gün sonraydı.
(Elinde güzel bir bisikletle bir adam görünür ve çocuklara bir şeyler sorar)
Adam-Merhaba arkadaş ! Ufaklık denen küçük adam sen misin?
Ufaklık- (Kafasını sallar)
Adam- Dilekçen kabul edildi yavrum, hediyeni İnşaallah beğenirsin.
(Adam evinin kapısının ziline basar)
Adamın Kızı- Baba pencereden içeri uçan bir balon girmiş ! Biliyor musun ?
Adam-Biliyorum, sen uyurken girmişti. İpine de bir kağıt bağlamışlar.

OYUNCAK

Arkadaş-
Kimi akşam evlerine giderdim. Eğer yaz mevsimiyse balkona geçer, geç saatlere kadar sohbet ederdik. Ufak çaplı bir fabrikası vardı. Annesiyle babası hani derler ya, son derece mübarek insanlardı. Belki bu yüzden, kendini onlara layık görmüyor, özellikle eski hayatını beğenmiyordu. Ona göre çoğu şey tesadüftü. Bu nedenle yaptığımız sohbetler, o boşluk etrafında dönüp duruyordu. Ara sıra, “ben neden böyleyim” diye sorması, gerçekleri aradığına işaretti. Ona her şeyin ilahi bir programla yürüdüğünü anlatır çiçek ve böceklerden, bazen de yıldızlardan bahsederek Rabbimizi tanıtmaya çalışırdım. Akıllı bir insandı ve sohbetlerden büyük bir lezzet alıyordu.
Ev sahibi-
Kızım, yeni oyuncağını getir bakalım ! Teyzen de görsün. Öyle bir oyuncak ki aklın duracak ! Japon malı tabi ki.
Muhteşem bir şey ! Sanki aklı var. Bunu yapan kişilere hayranlık duyuyorum.
Bu oyuncak bizim için yapılmış. Küçük çocuklardan çok büyükler hoşlanıyor. Ne yazık ki pil dayandırmak mümkün değil.
Arkadaş –
Dediklerin doğru bak, piller zayıfladı, arabanın eski hızı kalmadı ve önündeki lambalar sönükleşti.
Masaya doğru bir ateş böceği inişe geçti. İşte ! Oyuncağın kralı geldi. Görüyor musun, arabayı kıskandırmak ister gibi vücudundaki lambayı yakıp söndürmeye başladı. Bazen masanın üstünde, bazen de yan tarafında yürüyor, canı istediğinde, alt tarafa geçip dolaşıyor.
Biraz dikkatli bak ! Böceğin üzerinde, ne malı olduğu yazıyor mu ?
Ev sahibi –
Evet yazıyor ! Çok şükür ki o markayı okuyabildim.

ÖRÜCÜ

Adam- Ahh! Düştüm. Dizim ve elim çok acıdı.
Bayan- Geçmiş olsun beyefendi, önemli bir şeyiniz var mı ?
Adam- Teşekkür ederim önemli bir şeyim yok.
Arkadaş- Hocam, ne oldu ? Geçmiş olsun. Eliniz acımış bir yara bandı bulalım. Pantolonunuz da yırtılmış, herhalde yeni almışsınız öyle mi? Bence bu yırtık için bir ara örücüye gidin. Onlar bu tür yırtıkları tamir edip, eskisinden farksız hale getiriyorlarmış.
Adam- Sağol arkadaşım dediğin gibi yapalım bari, haydi görüşmek üzere.
Adam- (Örücü dükkanına girer) Selamün aleyküm.
Örücü- Ve aleyküm selam, hoş geldiniz, buyurun.
Adam- Birkaç gün önce kazayla düştüm. Hem pantolonum hem de elim yırtıldı. Pantolonumu tamir ettirmek istiyorum.
(Örücü adamın avucuna ve pantolona bakar)
Örücü- Haftasonu gelin ancak o zaman biter. Mehmet, iki çay getir içimiz ısınsın.
Mehmet- Tamam usta hemen.
Adam- Teşekkür ederim, başka zaman içeriz. Ben kalkayım haydi hayırlı işler.
Örücü- Güle güle efendim, görüşmek üzere.
Mehmet – Bir hafta sonra.
Adam- Merhabalar, bizim pantolon tamir oldu mu?
Örücü- Tabi efendim, gerekli tamiratı yaptık. Değişik bir kumaşmış, beni çok uğraştırdı. Borcunuzu üzerine yazmıştım.
Adam- Acaba bu miktar fazla değil mi? Tamir edilen yer de belli oluyor.
Örücü –Bak evlat ! Kırk senedir bu meslekle uğraşıyorum. Eğer yırtıkları benden iyi tamir eden bir sanatkar bulursan senden bir kuruş bile almayacağım.
Adam- Buldum örücü! Bahsettiğin o Sanatkarı buldum. Bak ! Anlattığım kazada pantolonumla birlikte avucum da yırtılmıştı. Bak bakalım o yırtıktan bir iz kalmış mı ?
Örücü- Haklısın evlat ! Hem de baştan sona kadar haklısın. Hayatımı bu mesleğe verdiğim halde, o Ustayı her nedense fark edemedim. Kırk yıl sonra çırak oldum.
Adam- Şu ücreti lütfen alın.

Örücü- Almayacağımı söylemiştim ısrar etmeyiniz.

Adam- Lütfen rica ederim.

Örücü- Pekiyi az bir miktarını alayım.

PASTA

ADAM - Merhaba fırında ekmek göremiyorum.

FIRINCI – Hocam, birkaç dakika dinlen ! Şimdi çıkartıyoruz.

ADAM – Fırının sıcak havası şubat soğuğu ile kasılan vücudumu bir anda gevşetti. Mis gibi de ekmek koktu.

YAŞLI ADAM:Her zamanki ekmeklerden alayım ikizler acıkmıştır.

ADAM - Şekli bozuk ekmeklerden üç tane koyuyorum, birinin de altı çok fazla kızarmış.
ADAM - Neden taze ekmeklerden vermiyorsun? Biraz sonra çıkacak demiştin ya !

FIRINCI - Bayat ekmekleri kendi istiyor. Bu ekmekler yarı fiyatına satılır altı yanmış ekmekler de buna dahildir.

ADAM - Böyle bir şeyi ilk defa duyuyorum, kim bu yaşlı adam?

FIRINCI - Kore’de çatışan bir gazi, oğlu ile gelinini depremde kaybetti, ikiz torunlarını yanına almıştı. Birkaç yıldır torunlarına bakıyor hem de az bir maaşla.

ADAM - Bugün taze ekmeklerden ver, aradaki farkı ben öderim. En azından bugün taze ekmek yesinler.

FIRINCI - O zaman yaşlı amcamın torbasına, şöyle sıcak ekmeklerden koymaya başlayayım. Çok şanslısın hacı amca ! Çocuklar için sana pasta gibi ekmekler vereceğim.

YAŞLI ADAM:Allah senden razı olsun evladım! Bugün onların doğum günü olduğunu nerden anladın?

Alıntı
Hayatın İçinden 1-2 (Cüneyd Suavi)
SEVGİ

Küçük kız - Bisikletteki kız herhalde benimle aynı yaşta. Annesine sıkıca sarılmış ve soğuktan rengi değişen yanaklarını bir yastığa koyar gibi annesinin sırtına dayamış. Annesinin ara sıra yana dönerek söylediği sözler, küçük kızı kıkır kıkır güldürüyor.

Küçük kız – Hey bir dakika bekleyin, çantanızı düşürdünüz.

Bisikletteki anne – Teşekkür ederim yavrum. Çantamızda önemli eşyalarımız vardı. Sen kaçıncı sınıfa gidiyorsun bakalım.

Küçük kız – Henüz ikinci sınıfa devam ediyorum, efendim.

Bisikletteki anne – Hayırlı dersler dilerim kızım. Hanımefendi, böyle tatlı bir kızınız olduğu için sizi de tebrik ederim.

Anne – Teşekkür ederim, sağolun.

Anne - Evdeki bisikletler yetmedi herhalde eğer beğendiysen baban ondan da alır.

Küçük kız - Ben bisiklete değil arkasındaki kıza bakmıştım. Annesi onu güldürüp duruyor.

Anne - Çocukların okula nasıl gittiğini kendi gözlerinle gördün. Bu kışta kıyamette bir çoğu bisikletle kimisi de yürüyerek. Oysa baban evden erken çıkıp mersedesiyle seni okula bırakıyor.

Anne - Babana söyleyelim seni de bir bisikletle okula bıraksın ne de güzel yakışır öyle değil mi?

Küçük kız – Bunu çok isterdim, belki de böylelikle babama sarılırdım...

TERZİ

Genç bayan - Bu gün yeni dükkan açan terzinin bulunduğu sokaktan geçeyim. Şu işe bakın, vitrin camına büyükçe bir çınar resmi yapılmış ve resmin altına, ağaç dallarına benzetilen çizgilerle terzi yazılmış. Bunun nedeni ne olabilir acaba terzi dükkanında böyle bir resmin ne işi olabilir. Üff doğrusu bu işin sebebini çok merak ettim. Sanki benden başka merak eden de yok gibi.
Bayrama doğru ceketlik bir kumaş alıp terziye gideyim. Belki bu işin sırrını da öğrenmiş olurum.

Genç bayan – Merhaba. Ben bir gömlek diktireceğim. İşte bu da kumaşım.

Terzi – Tabi, efendim. Nasıl isterseniz hallederiz.

Genç bayan – Teşekkür ederim eksik olmayınız. İzninizle size bir sorum olacaktı.
Vitrin camındaki resmi çok merak ettim. Biraz tuhaf kaçmıyor mu acaba?

Terzi - Tuhaf kaçmış ha ! Oysa bana hiç öyle gelmemişti.
Gel ! Tuhaf mı değil mi kendi gözlerinle gör.

Terzi - (Bir çınar ağacını işaret ederek) Vitrine bu ağacın resmini yaptım. Biraz dikkatli bakarsan sebebini anlarsın.

Genç bayan - Size ne gibi bir ilham verdiğini anlayamadım. Mesleğinizin bir ağaçla ne ilgisi var.

Terzi - ’’la havle’’ görmüyor musun? Ağaca giydirilen muhteşem elbiseyi görmüyor musun? Böylesine eğri, böylesine girintili çıkıntılı bir vücuda giydirilen kusursuz elbiseyi nasıl fark etmiyorsun?
Elbisenin kumaşı da bu!. Bak bakalım, ağacın üzerinde herhangi bir boşluk veya rahatsızlık yapmış mı? Ağaca bu mükemmel elbiseyi giydiren kudrete hayranlık duyup, vitrine bir çınar resmi yapmışsam hatamı ettim?
Benim gözüm biraz farklı her halde. İhtiyar gözü tabi. Ama bütün gözler bence böyle olmalı. Perde inmeden önce perdenin arkasındaki sanatkârı görmeli. Bu yüzden de bakmayı öğrenmeli.

Genç bayan - Yaşlı kadının diktiği ceketi, iki yıldan bu yana giyiyorum. Omuzları tam oturmuyor ama şikayetim yok. Nede olsa bir insanın elinden çıktı.

YILDIZ POSTASI

Hasta Kız - Bir doktordan başka bir doktora koşarken amansız hastalığıma şifa arıyordum. Bu arada yakınlarım devreye girmiş, kimi şifalı otlara, kimi doğal gıdalara, kimi de mübarek zatlara başvurmam gerektiğini söylemişlerdi. Ceplerim bir sürü reçetenin yanı sıra, şifa formüllerinin yada “evliya” dedikleri kişilere ait adreslerin yazıldığı kağıtlarla doluydu.

Eveeet, meşhur doktorun adresine bir defa daha geldim.
Merhaba doktor bey,

doktor=Merhaba, buyrun sizi tanıdım.

Hasta Kız - ben sonuç öğrenmek için gelmiştim.

doktor=Üzgünüm ama hastalığınız daha da ilerlemiş. Maalesef az bir ümit ışığı var .(kız yüzünde solgun bir ifade ile oturduğu yerden kalkarak, dışarı çıkar)

Hasta Kız - birkaç ay sonra, hastalığım daha da ağırlaştı. Bana göre bu iş artık bitmişti. Cebimdeki kağıtları fırlatıp atayım. En iyisi, gidip biraz veda ziyaretleri yapayım. Sokağın köşesinde simit satan bir kız çocuğu var ona doğru gideyim.
(cebinden yirmi lira alıp uzatırken)

Hasta Kız - simitlerin taze herhalde kokusunu duyunca hemen geldim.
simitçi (sıcak bir tebessümle) - Biraz önce gelmişlerdi henüz sıcaklar. Kaç tane isterdiniz .

Hasta Kız - iki tane alacağım. (kız simitleri oldıktan sonra paranın üstünü almadan yürüdü .).

simitçi=Durun bir dakika paranın üstünü unuttunuz.

Hasta Kız - Artık onların benim için bir değeri yok.

Hasta Kız –(kendi kendine) Simitcinin eski tişortunun üzerinde kocaman bir ‘£’ yazıyor. Bu ‘£’ harfi kesinlikle Evliyanın ‘£’ si olmalı. Belki de bana öyle geldi. Zaten bütün çocuklar günahsız olduğundan evliya değil mi?

Hasta Kız - Birkaç yıldan beri hastayım. İyileşmem için bana dua eder misin?
(çocuk şaşırmıştı kafasını “olur!” anlamında sallarken)

simitçi=Ben de çok sık hastalanırım ama dedem Allah’a inananların ölünce yıldızlara uçtuklarını ve oradan cenneti seyrettiklerini söylüyor. Bu yüzden de hiç korkmuyorum hastalıktan.(kız ,her nedense bir anda ferahladı, çocuğa bir öpücük kondururken)

Hasta Kız - Deden çok haklı , ama ben, yine de yardım istiyorum senden
Simitçi ( Karşı kaldırımdaki baloncuyu gösteripSmile =Size dua edeceğim! Ama eğer hastalıktan kurtulursanız bana 10 tane balon alacaksınız, tamam mı?
(bu sefer kız başını salladı)

simitçi=Uçan balon almanıza gerek yok! Normalinden 10 tane istemiştim.
(kız,elini uzatıp çocukla tokalaştı.)

Hasta Kız - Hastalıktan kurtulmam halinde, altı ay sonraki ramazan bayramında buluşacağız bir aksilik çıkarsa ,önceden hazırlanan balonların sana ulaşmasını yada postalanmasını sağlayacağım
(kız küçük çocuğun adını ve adresinin bir kağıda yazdıktan sonra onunla vedalaştı)

Hasta Kız - Hoşçakal Ramazan Bayramı’nda görüşmek üzere.

simitçi=Görüşmek üzere ..

Hasta Kız - Aradan soğuk bir kış geçmiş ve Ramazan gelmişti. Hastalığımdan eser bile kalmadı. Bayramın ilk gününü iple çektim ve zamanı geldiğinde önceden belirlenen buluşma yerine koştum, küçüklerin cıvıl cıvıl kaynaştığı lunaparktaki diğer simitçileri her nedense çocuğu tanımıyordu, onu köşedeki markete sordum.

Hasta Kız - Burada esmer, orta boylarda simit satan bir kız çocuğu gördünüz mü?

Marketçi - Evet ama o çocuğun ciğerleri hastaydı! Geçen hafta aniden ölüverdi.

Hasta Kız – Çok iyi bir çocuktu öyle değil mi?

marketçi - Evet, çok iyiydi ve şirindi.

Hasta Kız - Ne zamandan beri hastaydı?

marketçi - Bir senedir falan
(Oradan koşarak ayrılırken, aniden durdu. Karşısına bir baloncu çıkmıştı.Cebinden bir tomar para çıkartıp)

Hasta Kız - On tane balan istiyorum! Çabuk olun gecikmeden ulaşmalı yerine!
(aldığı balonları bir araya topladı ve iplerini birbirine düğümledikten sonra, besmeleyle gökyüzüne bıraktı.

baloncu - Yaptığınız şeyi çok merak ettim. Neden bıraktınız onları öyle?

Hasta Kız -Onları bekleyen birisi var! Hem de evliya biri. Balonları adresine postaladım sadece.

Alıntı
Hayatın İçinden 1-2 (Cüneyd Suavi)

Dışımız halk ile,
İçimiz Hak ile.
(Bu Mesaj 05-19-2009 14:55:21 PM değiştirilmiştir. Değiştiren : isar.)
05-19-2009 14:45:08 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
hvadi Çevrimdışı
Yeni Üye
*

Mesajlar: 38
Üyelik Tarihi: Jun 2009
Rep Puanı: 71
Mesaj: #2
RE: Dini Piyesler, Kısa Tiyatro Oyunları
konunun devam etmemesine üzüldüm.çünkü piyesin gerçekten öğrencinin öğrenmesini sağlayan,dersi monotonluktan kurtaran,arka sıra müdavimlerini dahi en ön sıraya geçirecek kadar etkili bir yöntem ve etkinlik olduğunu düşünüyorum.çocuklar doğaçlama yaptıklarında bileçok eğlenceli şeyler ortaya çıkıyor.derse katılım artıyor.keşke şöyle dersimizle ilgili hem eğlendirici hem öğretici piyeesler bulabilsek yahut yazabilsek.şu an hemen hemen tüm sınıflarda güzel ahlak ünitesindeyim..bunlarla ilgili piyes arıyordum internette..dedikodu ile ilgili bir monoloğa rastladım:

Dedikoduyu hiç sevmem. Başkasının etlisine, sütlüsüne karışmak hiç hoşuma gitmez. Neme lazım, bu huyumdan çok memnunum.

Bu yıl okullar açıldı açılalı hiçbir arkadaşıma, “Gözünün üstünde kaşın var.” demedim. Söz aramızda, Bazı çocuklar pek alıngan olurlar. Hele bir tanesi var ki, şimdi adı gerekli değil, buluttan nem kapar.

Geçenlerde ona, “Kardeşim, aritmetik problemlerini çözerken evde sana kim yardım ediyor?” dedim. Vay efendim vaay... Sen misin bunu soran? Açtı ağzını, yumdu gözünü de söylemediğini bırakmadı bana...

Oysa sıra arkadaşı Fikret’ten, pardon, adını söylememeliydim, kaç kez duydum. Ödevlerini hep ablasına yaptırıyormuş. Neme gerek, kim yaptırırsa yaptırsın. Öğretmen anlamaz mı sanki? Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar, üçüncü de ele geçer.

Neme gerek, biz kendi işimize bakalım. Dedikoduyu hiç sevmem doğrusu. Falan şöyle yapmış, filan böyle yapmış. Bana ne? Her koyun kendi bacağından asılır.

Ha, koyun dedim de hatırıma geldi. Geçen gün sınıfta öğretmenimiz yanımızdaki arkadaşa:

- Koyunla keçi arasındaki benzerlikleri söyle, dedi. Çocuk ne dese beğenirsiniz? Koyunun eti, sütü, kellesi, kuyruğu keçiye benzermiş...

Benzese bari. Kendimi tutamadım, fık diye güldüm. Bana öfke ile baktı. Koyunla keçiyi tanımayan bu çocuk kim, biliyor musunuz?

Söylemem. Söylersem dedikodu olur. Zaten çok alıngan bir çocuk. Ona sınıfta herkes Mıhladız Süleyman, diyor. Ne söylense hemen kendine çekiyor. Neme gerek, benim bir şey söylediğim yok. Dedikoduyu hiç sevmem...

Sınıfta 50- 60 çocuğuz. Hiç birimizin huyu ötekine uymuyor. Hele bir çocuk var ki, adı gerekli değil, dedikodu yapmadığı gün yoktur. Beni ona çekiştirir, onu bana çekiştirir.

Bir gün dayanamadım:

- Sabahat, dedim, bu yaptığın doğru değildir. Bırak artık şu dedikoduyu. Herkesi birbirine katacaksın...

Durdu durdu da bana ne söyledi bilir misiniz? Söylemem, dedikodu olur.

(Seyircilere doğru eğilir. Elini ağzına koyar. Hafif sesleSmile

Ama, siz yabancı sayılmazsınız. Benden duymuş olmayın. O çocuk bana:

-Dedikoducu senin gibi olur, dedi



bu konuda paylaşımlarımız devam etse keşkeSmile
03-15-2010 23:23:26 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
HeYuL@ Çevrimdışı
Aktif Üye
**

Mesajlar: 732
Üyelik Tarihi: May 2009
Rep Puanı: 482
Mesaj: #3
RE: Dini Piyesler, Kısa Tiyatro Oyunları
Muhteşem bir konu... hvadi nin söylediğine aynen katılıyorum bu kon unun devam etmesi gerekiyor..
Ben hile ile ilgili bir piyes yazmıştım onu da ekleyim inşallah...

zor diye bir şey yoktur
imkansızı başarmak biraz vakit alır
_____________
Bal bal demekle ağız tatlanmaz.
04-12-2011 15:00:43 PM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 3 Misafir

İletişim | Dindersiforum.com | Yukarıya dön | İçeriğe Dön | Hafif Sürüm | RSS