Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Cengiz Çandar: PKK olayı bir 'Kürt isyanı'dır‏
Yazar Mesaj
molla kasım Çevrimdışı
Deneyimli Üye
***

Mesajlar: 1,762
Üyelik Tarihi: May 2009
Rep Puanı: 616
Mesaj: #1
Cengiz Çandar: PKK olayı bir 'Kürt isyanı'dır‏
NEDEN CENGİZ ÇANDAR

Cengiz Çandar müthiş bir iş başarmış ve dokuz ay boyunca Türkiye devletinin yetkilileri, PKK yöneticileri ve yakın çevreleri, Irak Kürdistanı’nın liderleri ve ileri gelenleri, doğu’da ve batıda her kesimden Kürt aydınları ve siyasetçileriyle yüz yüze görüşüp, yerli yabancı bütün yayınları tarayıp, etnik kökenli isyanların gelişmiş dünyada nasıl çözüldüğünü örnekleriyle inceleyip, Kürt sorununun çözümü için Türkiye’ye bir yol haritası hazırlamış. Bazı kesimlerin tüylerini diken diken edecek olan bu yol haritası, Kürt sorununun aslında ne olduğunu ve nasıl çözülebileceğini bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Kürt siyasetçilere, “Sen önce PKK’yi kına. PKK’ye terörist de” diye yapılan sıkıştırmaların anlamsızlığını gözler önüne seriyor. Bu beşinci sınıf siyasi saçmalıkların, Türkiye toplumuna neler kaybettirdiğini sıralıyor. Herşeyden önce PKK’nin bir terör hareketi değil, bir halk isyanı olduğunu, Öcalan-PKK-BDP-KCK’nın birbirinden ayrılmaz yapılar olarak, tarihin en büyük Kürt isyanının değişik yüzlerini oluşturduğunu ve Kürt sorununun ancak bu ön kabullerle çözülebileceğine dikkat çekiyor. Yılların gazeteci-yazarı Cengiz Çandar, TESEV için hazırladığı “Dağdan İniş-PKK Nasıl Silah Bırakır” başlıklı Kürt raporunda, Kandil’i, Öcalan-devlet görüşmelerini, Kürtlerin ne istediğini, PKK’nin gerçekte ne olduğunu ve neler yapılırsa PKK’lilerin dağdan ineceğini perde arkası olaylarla anlatıyor. Kürt sorununun gerçekte ne olduğunu, PKK’nin ve Öcalan’ın konumunu, devletin hamlelerini ve siyasilerin hesaplarını nete getiriyor.


***

NEŞE DÜZEL:Kürt sorununu ve PKK iki ayrı konu mu yoksa artık ikisi aynı şey mi?

CENGİZ ÇANDAR: Aynı şey. Nedeni de şu. Kürt isyanının gerekçelerini ne oluşturuyor? Kürtlerin kimlik haklarının inkâr edilmesi ve asimilasyoncu politikalar oluşturuyor. Peki, hakların verilmesi Kürt sorununu bitiriyor mu? Hayır, bitirmiyor. Kürt sorunun çözülmesi için, bu hakların verilmesi şart ama Kürt sorunu niye bitmiyor?

Niye bitmiyor?

Benim hazırladığım raporun en can alıcı noktası da zaten bu! PKK hadisesi dediğiniz, Bir Kürt isyanıdır ve öyle algılanmalıdır. Cumhuriyet tarihinin en uzun, en derin, en yaygın, en dayanıklı Kürt isyanıdır PKK. Mesela Kürt isyanlarının sayısını 29’a çıkaranlar var ama, aslında dört tane ana Kürt isyanı var geçmişte. Buna, görüştüğüm Kürtler de, devlet yetkilileri de itiraz etmediler.

Hangi Kürt isyanları bunlar?

1925 Şeyh Sait isyanı, 1929 Ağrı Dağı isyanı, 1938 Dersim isyanı ve PKK isyanı. PKK isyanı, önceki üç isyandan çok farklı. Bir, bu isyanın lideri yaşıyor. İki, bu isyanın silahlı gücü yokolmadı, duruyor. Türkiye’de tutuklu olan isyanın lideri, örgütüyle, yandaş kitlesiyle temasını koruyor.

Apo hayatta olmasaydı, PKK devam edemez miydi peki?

Edebilirdi ama yapısı ne olurdu bilemeyiz. Çünkü Öcalan sadece isyanın lideri değil aynı zamanda PKK’yi birarada tutan çok önemli bir zamk. Onu denklemden çıkardığınızda, PKK muhtemelen daha güçsüzleşebilir ama salt teröre dönerek daha kontrolsüz ve daha şiddetli olabilir. Şu anda PKK isyanı, teröre de başvuran ama sadece terörle izah edilemeyecek bir şey. PKK, PKK’nin kendisinden daha geniş bir şey. Mesela BDP... O da PKK isyanının yasal alandaki kollarından, araçlarından biri. KCK da öyle... Dolayısıyla Kürt sorunu ile PKK nasıl birbirinden ayrılamazsa, BDP ile PKK de birbirinden ayrılamaz. İsyanın içinde silahlı olmayan yasal bir durumdur BDP. Genel ve yerel seçimlere giriyor ve şu anda 99 belediyeyi elinde tutuyor.

Kürt sorunu ile Öcalan’ı birbirinden ayırmak mümkün mü peki?

O da mümkün değil. Kürt sorununu silahlı bir isyan hareketi olarak tanımlarsak, bu isyanı başlatan, yöneten ve Türkiye’nin bir numaralı sorunu haline sokan kişi Öcalan’dır. Anadilde eğitim dâhil, Kürtlerin bütün kimlik haklarını tanıyın, demokratik özerkliği, eyalet meclislerini kurun, Öcalan ve dağdakiler ne olacak sorularına cevap getirmedikçe isyanı bitiremezsiniz; yani Kürt sorununu çözemezsiniz. Çünkü Kürt sorununun çözümü demek, Öcalan ve PKK sorununun çözüme bağlanması demek. Kürt sorununu çözmek için Öcalan ve PKK’yi birlikte çözmen lazım.

PKK’yi tasfiye etmek mümkün mü?

Mümkün değil.

Tasfiye etmek mümkün değilse, niye PKK’liler devletin demokratik adımlarını bile PKK’nin tasfiyesi olarak değerlendiriyorlar?
PKK’liler, devletin her girişiminin asıl amacının tasfiye olduğu ve devletin hâlâ PKK’yi tasfiye edilebilir bir terör örgütü olarak gördüğü ve davrandığı psikolojisindeler. Zaten o yüzden paradigma değişikliği şart ya! PKK için terör örgütü değil, “isyan” algılamasından yola çıkmak gerekiyor.

PKK’yi bir Kürt isyanı olarak görmek, çözüme nasıl yardımcı olacak?

Terör örgütüne ve isyana yönelik davranışlar farklıdır. Terör örgütüyse, terörist avıyla uğraşman gerekir. Teröristle oturup konuşacağınız bir şey yok ki! Teröristlerin hücrelerini çökertirsin, onları yakalarsın, örgütü silahlı yöntemlerle bitirebilirsin. Ama isyan dediğinde, işin içinde halk var demektir. O zaman isyan liderleriyle temas kurmanız ve onlara “İşi bitirelim” demeniz lazım. Ayrıca isyan dediğinde, çözümde şöyle bir kolaylık daha ortaya çıkıyor. Kürt isyanının lideri hayatta ve Türkiye’de tutuklu. Onunla istenildiği zaman yüz yüze görüşülüyor ve üstelik Öcalan’ın PKK üzerinde müthiş bir hâkimiyeti var. PKK, Apo’ya itiraz edemez. Onlar için yanı tanrı durumunda birisi o. Kürt halkının bir bölümü için halk önderi o.

PKK ile Apo’nun ilişkisini nasıl tarif edebiliriz?

Şu an Apo, tartışmasız ve rakipsiz tek lider. PKK, eşittir Öcalan. PKK, Öcalan’la varoldu. O, PKK’nin herşeyi, kurucu beyni ve PKK’nin yapıştırıcısı. Dolayısıyla Öcalan’dan gelen her talimata, son tahlilde PKK uyuyor. Öcalan açısından ise, PKK örgütü ve silahlı mücadele onun elinde olmazsa olmaz iki kart. Dolayısıyla Öcalan, sorun çözüm noktasına gelene kadar örgütten ve silahlı mücadeleden vazgeçemez. PKK, PKK’den çok daha geniş bir şeydir dedim ya...

Evet, PKK, PKK’den nasıl daha geniş?

Aslında PKK, içine BDP’yi ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarını alan yaygın bir faaliyetin adıdır. Bu, çok çeşitli araçlarla yürümekte olan bir Kürt isyanıdır. İsyan bittiğinde Kürt sorunu çözülmüş olur. İsyanı bitirmenin, Kürt sorununu çözmenin yolu da, “Öcalan ne olacak? PKK ne olacak” sorularına cevap getirmektir. Bunun yolu adamı, bir isyan lideri, bir siyasi örgütün lideri olarak görmek, karşına almak ve müzakere etmektir.

Devlet, İmralı’da Öcalan’ı karşısına alıp görüşüyor. Görüşmüyor mu?

Bu görüşmeler sonuç alıcı düzeyde değil. Hem devlet yetkililerinin hem de Iraklı Kürt yetkililerinin bana söylediği, bugüne dek devlet, kullanma amaçlı olarak Öcalan’la görüştü. Öcalan’ı kullanarak, örgütü dağıtmak ve bu işi bitirmek istedi. O da biliyor bunu. Son bir buçuk yıldır Öcalan’la görüşen ekip eski görüşenlerden farklı bir yaklaşım tarzına sahip ama, bu politika gene de değişmedi. Nitekim Iraklı Kürt yöneticiler de “Böyle olmaz” diyorlar. MİT bir güvenlik örgütü. PKK ise, güvenlik boyutu olsa da bir siyasi sorun. Siyasi bir heyetin, muhatabını “siyasi lider” olarak görerek “siyasi görüşme” yapması lazım. Bu heyetin içinde MİT de olabilir ama sadece MİT üzerinden görüşürsen, bir noktadan öteye gidemezsin.

Şu anda sadece MİT mi görüşüyor Öcalan’la?

Heyette MİT Müsteşarı ve Adalet Bakanlığı’ndan yüksek bürokratlar var. Emniyet’ten ve İçişleri Bakanlığı’ndan da birilerinin olduğu söyleniyor ama, buna kimisi de “Hayır, yok” diyor. Askerler görüşüyor mu görüşmüyor mu bunu da bilmiyoruz. Ama bütün bunlar bürokrasi sonuçta.

PKK’nin Kemalist bir düzen kurmak istediği yolunda iddialar var. PKK, Kemalizm’e nasıl bakıyor?
PKK, kaçınılmaz olarak etnik bir kimlik üzerinden isyanı temsil etse de, Kürt milliyetçiliğinin temsilcisi değildir. PKK, Kürt kimlikli bir sol harekettir. PKK’nin etnik vurguya sahip olmasının nedeni inkâr ve asimilasyondur. PKK’yi, MHP’nin Kürt muadili olarak görürseniz, yanlış bir yola girersiniz.

PKK’yi CHP’nin Kürt muadili olarak mı görmek gerekir?
İlle de bir kategorizasyon yapılacaksa, CHP’ye daha yakın. Şunu unutmayın... PKK’nin bütün tezlerini, fikirlerini, programını Öcalan oluşturuyor. Öcalan da, Kemalizm ve özellikle Mustafa Kemal için olumsuz konuşmuyor. Ama bu ideolojik değil, pragmatik bir şey.

Niye pragmatik?
Çünkü Öcalan M. Kemal’e, Kürtlerin özerkliğiyle ilgili konularda göndermeler yapıyor. M. Kemal’in, meşhur İzmit Mülakatı’nda ve Amasya Protokolü’nde Kürtlere özerklik vaat ettiğini ama eski İttihatçı kadronun Cumhuriyet kurulduktan bir buçuk yıl sonra onu kuşattığını ve M. Kemal’in Kürtlere özerklik tasavvurunun üzerinin çizildiğini, Kürtleri inkâr ve asimilasyonun başladığını söylüyor. Öcalan, “Eğer Milli Mücadele’nin temellerinin atıldığı M. Kemal’in ilk dönemine dönersek, Birinci Meclis’i güncelleştirirsek, bizim bugünkü tezlerimiz bakımından istenmeyen bir durum çıkmaz diye düşünüyor. “Bizim M. Kemal’le bir sorunumuz yok. Onun ilk kuruluş dönemindeki söylemi, bizim bugünkü uygulamalarımız için dayanacağımız bir şeydir diyor. Bizim bugün istediklerimizin kökleri M. Kemal’de var” diyor.

Bugün AKP çevrelerinde de yeni anayasaya esas olarak etnik vurgusu olmayan Birinci Meclis Anayasası alınıyor. BDP ve AKP, Kürt sorununun çözümünde 1921 Anayasası’nı mı temel alacaklar?
Varsayalım ki öyle. 1921 Anayasası’nı esas aldınız ve yeni anayasayı yaptınız. Sorun gene çözülmez. Öcalan ne olacak? Dağdakiler ne olacak? Kürt isyanının bitmesi demek PKK’nin silahlı varlığının bitmesi ve Öcalan’ın statüsünün, konumunun değişmesi demektir. Kürt isyanı ancak o zaman biter.

Öcalan bir dönem Fethullah Gülen cemaatiyle ilişkileri yumuşatmak istedi. PKK ve BDP içinden buna hemen karşı çıkıldı. Dinle ilişki açısından bir Kemalist damar yok mu PKK çizgisindeki Kürt siyasetçilerde?
PKK fena halde laiktir. PKK’nin yönetici kadrosunda, çok sayıda Alevi var. Kürt halkı içindeki Alevi oranının çok üstünde bir durum bu. Duran Kalkan, Mustafa Karasu, Ali Haydar Kaytan, Sabri Ok, Rıza Altun... BDP’de de aynı durum sözkonusu. Modernist bir örgütlenme ve toplum mantığı açısından bir yanlışlık yok ama... Bu kadronun PKK’yi kurduğu dönemde, Türkiye’de Çorum, Maraş gibi kitlesel Alevi-Sünni çatışmaları yaygındı ve PKK, Alevilik ve Kemalizm arasında geçişken ilişkilerin olduğu bir dönemdeki Türkiye solunun içinden çıktı. Dolayısıyla bu yönetici kadrolarının zihin kalıplarında ve siyasi reflekslerinde bu solun, Alevi, Kemalist serpintilerin etkisi tabii var. O yüzden Öcalan, cemaate doğru bir açılım yaptığında, BDP’nin içinden de refleks bir direnç geldi. Öcalan da durdu ve bastırmadı o konuda.

Gülen cemaatiyle PKK arasındaki sorun nedir?
Sahaya hâkim olma sorunu bu. PKK, kendi davasını Türkiye’nin Kürt coğrafyasında tekelci bir kontrolle ilerletebileceği kanısında. Cemaatin, okullar, ekonomik faaliyetler, Emniyet’te ve idarede –valililer ve kaymakamlar– kanalıyla Kürt coğrafyasına yayılarak PKK’nin altını oyacağını düşünüyor.

Karayılan’la Kandil’de yüz yüze konuştunuz. KCK konusuna nasıl bakıyor?
Cemaatin devleti ele geçirdiğini, kendileri için de çok tehlikeli olduğunu, çünkü daha önceki dönemlerden farklı olarak Kürtleri inkâr etmediklerini, hatta “Kürt kardeşlerimiz” dediklerini ama sonuç olarak PKK’yi tasfiyeye yöneldiklerini söyledi. KCK operasyonlarını onların yürüttüğünü düşünüyorlar. Dolayısıyla operasyonlarının yıkıldığı bir yer var. “Bu, bizi tasfiye eylemidir ama siyaseten biz kazançlı çıktık. Operasyon öyle gürültü kopardı ki, hem PKK tabanı güçlendi hem de Türkiye’nin demokratik kesimlerinden sempati arttı. Böyle bir akılsızlık yapılır mı?” diyorlar. KCK operasyonlarının günahını cemaate yıkıyorlar.

Gerçek bu mu peki?
Gerçek dışı demeyeyim.

KCK operasyonları ne amaçla başladı?
Habur’dan iki ay sonra başladı ve hâlâ dalga dalga devam ediyor. Tutuklananların iki bin küsurunu BDP üyeleri oluşturuyor. Bunlar için “PKK’ye bağlı olarak siyaset yapıyorlar” deniyor. Evet, bu doğru. Ama artık BDP-PKK-KCK ayırımları herkes için bir zaman kaybıdır. KCK, PKK’nin bir formudur. BDP de PKK’nin bir veçhesidir. Mesela... PKK’nin dağdaki güçlerine gerilla diyorlar. Şehirde siyaset yapanlara da BDP ve KCK diyorlar. PKK dediğiniz hadise zaten budur. Zaten bizler de KCK operasyonuna, “KCK’lılar PKK’li değil. Niye bunlara operasyon yapıyorsunuz?” diye karşı çıkmıyoruz ki. “KCK’lılar, siyasete geçiş yapmakta olan PKK’liler” diyoruz ve bu yüzden bu operasyonlara karşı çıkıyoruz.

Başbakan arkasında mı hâlâ KCK operasyonunun?
Bilmiyoruz. Benim aldığım bilgi, bu operasyona Başbakan’ın karar vermediği, operasyonun ona kabul ettirildiği yönünde. Hükümette de devletin içinde olduğu gibi bir güçler dengesi var. Bir kanat, bu operasyona yol verdi. Ama şimdi Öcalan, “Benimle görüşen heyet, KCK operasyonuna karşı” diyor. Tek bir devlet yok ki!

Devletle Apo arasındaki müzakereler nasıl sürüyor bugün? Müzakereler hangi aşamada?
Bir hayli yoğun, derin ve kapsamlı görüşmeler yapıldığı anlaşılıyor. Ama bütün bu görüşmeler, seçim sonrasına odaklanmıştı. “Türkiye’de güçler dengesi hele bir ortaya çıksın ve biz şu konuştuklarımızın üzerine seçimden sonra yeni bir süreç başlatalım” denmişti. Ne var ki seçim sonrasında YSK’nın Hatip Dicle kararı ve BDP’nin Meclis’e gitmeme tavrıyla bir yol kazası oldu. Başbakan ve AK Parti, bu yol kazasını gidermek için...

AK Parti durumu düzeltmezse, ateşkes bitmez mi? Tekrar silahlı mücadele başlamaz mı?
Bir uzlaşma olmazsa silahlı mücadele, üstelik şehirlerde terörle birlikte kesinlikle tekrar başlar. Üstelik bütün Arap dünyasını yalayan ve Suriye’yi de allak bullak eden gelişmelerin Kürtler üzerinden Türkiye’ye sıçraması boyutu da var. Unutmayın... PKK’nin karargâhı Türkiye sınırları içinde değil. Suriye-İran ekseninin üzerine oturarak iş görebilir PKK. Zaten Türkiye ve Suriye birbirlerine çok sıcak bakmamaya da başladı.

PKK, İran ve Suriye istihbarat örgütlerinin etkisi altında mı davranabilir?
Bu simbiyotik ilişkiler İran ve PKK, Suriye ve PKK arasında hep oldu ve şimdi de olabilir. “Sen madem Suriye’ye karşı pozisyon alıyorsun, ben de senin başını ağrıtırım” diyebilir Suriye. Dünyadaki demokratik Türkiye fotoğrafı, içinde kan dökülen ve istikrarsız Suriye’ye fena halde benzeyen bir fotoğrafa dönüşebilir.

Öcalan, askerî yetkililerle ne zamandır görüşüyor?

Asker, Öcalan’la 1997’den beri dolaylı olarak, 1999’dan 2006 yılına kadarki dönemde de yüz yüze görüştü. Belki şu anda asker hâlâ Öcalan’la görüşüyordur, bunu bilmiyoruz Çünkü İmralı idari olarak Adalet Bakanlığı’na bağlı ama, güvenliği gene askerde. Giriş çıkış askerî izinle oluyor.

Askerler, Kürt sorununu askerî operasyonlarla çözebileceklerini düşünüyorlar mı?
Hayır. Ama o yöntemden başkasını da benimsemiyorlar ve bilmiyorlar: Dolayısıyla bu yolda devam ediyorlar. Peki, askerler, silahlı yoldan PKK’yi tasfiye edebileceklerine inanıyorlar mı derseniz. Benim bulgularım, buna inanmadıkları yönünde. Devletin başka unsurları, “Sen bütün sorumluluğu alıp, PKK’yı üç ay içinde ya da bir ay içinde bitiriyor musun? Eğer bitiyorsan, devam et. O zaman bizim yapacağımız bir şey yok. Ne diyorsun” diye sorduklarında, askerin cevabı, “Yok böyle bir durum” oluyor.

Onun üzerine mi hükümet MİT Müsteşarı kanalıyla İmralı’yla görüşmelere başlıyor?
2006 yılından beri yapılan planlamalar ve Habur’a giden süreç biraz bu soru ve cevapla başlıyor.

Devlet Apo’yla Özal döneminden beri yani 1993’ten beri görüşüyor. Hâlâ mı ortak bir devlet aklı yok ortada? Devlet yetkilileri Apo’yla ne konuşuyorlar?
Hâlâ ortada bir ortak devlet aklı yok. Çünkü Türkiye devleti hâlâ tek bir devlet değil. Mesela hükümet bir adım atarken, acaba seçimde filan siyasi parti aleyhime kazanç sağlar mı ya da Silahlı Kuvvetler bu adımıma karşı ne tavır alır diye mütereddit davranıyor. Siyasi cesaret eksikliği var. Dolayısıyla biraz askerî çözüm, biraz siyasi çözüm deneniyor ve sorun çözülmüyor. Devletin önemli bir yetkilisi bana, “Sorun Öcalan’da değil, sorun bizde” dedi.

Ne demek istedi?

“Hem çok zeki hem de devleti çok iyi tanıyor. Çünkü 12 yıldır devletle görüşüyor. Üstelik eşzamanlı olarak birkaç devletle birden görüşüyor” dedi. Dolayısıyla Öcalan, karşısına gelenin hangi kurumun temsilcisi olduğunu, karar mekanizmasında ağırlığının ne kadar olduğunu veya olmadığını anlıyor. Kendi görüşme stratejisini de ona göre ayarlıyor. Değişik mesajlar verebiliyor. Devlet tek devlet haline getirilmedikçe, asker tümüyle sivil otoriteye tabi olmadıkça, Öcalan’a muazzam bir manevra alanı sağlanmış oluyor.

Öcalan bugüne dek hangi askerlerle görüştü?

Genelkurmay yetkilileriyle görüştü. 1997’den 2001 sonuna dek, aynı politikayı savunan isimlerdi bunlar. Cezaevindeki Sabri Ok ve Muzaffer Ayata üzerinden Öcalan’a “Türkiye’nin toprak bütünlüğü tartışılmazdır. Bunu kabul etmesi halinde sorunun her yönünü görüşmeye hazırız” mesajını gönderiyorlar. Bakın... PKK zaman içinde amaç değiştirebilen bir örgüttür. Nitekim bağımsız Kürdistan fikrinden vazgeçti. Asker, “Önce ateşkes ilan et, kan dursun ve konuşalım” dediğinde de 1998’de ateşkes ilan etti. Sonra Öcalan’ın yakalanması ve hapse konulması yaşandı ve ateşkes süreci 2004’e dek sürdü. Öcalan, PKK’yi sınırdışına çıkardı. Türkiye o yıllarda sorunu çözebilirdi ama hiçbir şey yapmadı. 2002’den 2005’e kadarki dönemde ise Öcalan’la farklı bir çizgideki asker grubu görüştü.

Hangi açıdan farklılar?

Sert ve kabalar. Daha önceki ekip kadar düzenli ve saygılı görüşmeler olmuyor bunların görüşmeleri. 1997-2011 arasında Öcalan’la görüşen askerler ona saygılı davranıyorlar ama, 2002’de ekip değişiyor ve Öcalan’a tecrit ve kötü muamele başlıyor. O dönemde Öcalan’la görüşen askerlerin büyük bölümü daha sonra ya Ergenekon davasının sanığı ya da tutuklusu oldular.

Öcalan’a kötü davranıldığı dönemde, PKK’nin silahlı mücadelesi arttı mı?
İş, silahlı mücadelenin başlamasına doğru gitti. Yani o dönemde PKK eylem hazırlığı içine giriyor. Öcalan’a sert davrananlar, bu hazırlığı biliyorlar ve PKK’yi böyle yönlendirmeye çalışıyorlar. Çünkü o ekip, Türkiye’nin AB’ye katılmasına da çok karşı ve AB sürecini tıkamak istiyorlar. AK Parti iktidarıyla, kendilerinin baskı altına girmekte olduğunu seziyorlar. Nitekim o dönem, daha sonra ortaya çıkan bütün darbe planlamalarının ve girişimlerinin yapıldığı dönem oluyor. Dolayısıyla silahlı mücadelenin canlanmasının kendi rollerini siyasette arttırabileceğini ve bu durumun AK Parti iktidarını bertaraf edeceğini hesaplıyorlar. Bütün bunlar, PKK’nin hesaplarıyla kesişiyor.

PKK’nin hesabı ne?

Yönetimde çok ağırlıklı bir grup, “Türkiye’de artık silahlı mücadelenin gereği kalmadı, Türkiye, AB’ye doğru yol alıyor. Ayrıca bölgeye ABD geldi. Onun sağladığı ortamda Irak’ta bir Kürt yönetimi oluşuyor” diyorlar. Bu çizgi PKK içinde çok güçleniyor ve PKK çatlıyor. Bu bölünmeyi gidermenin yollarından biri de silahlı mücadeleyi canlandırmaktır. Nitekim o oluyor

Kürt açılımı neden bitti?

Habur büyük bir kaza oldu. Murat Karayılan’dan İçişleri Bakanı’na kadar birçok kişiyle konuştum. Çıkardığım sonuç, devlet organları arasında eşgüdüm yoktu. Sadece devlet organlarında değil hükümetin kendi içinde de bir eşgüdüm yoktu. Bir amatörlük felaketiydi Habur. Ortak bir devlet aklı ve yol haritası olsaydı, Habur bitmezdi. Oysa Habur, kademeli olarak dağdan iniş sürecinin başlamasının ilk adımıydı. Arkasından yeni adımlar gelecekti.

Ne gibi adımlardı bunlar?

Bazı yasal düzenlemelere paralel olarak dağdan inişler ve Avrupa’dan gelişler birleşecek ve genel bir affa doğru gidilecekti. İşler rayında giderse Apo beş yıllığına ev hapsine çıkarılacak ve PKK’nin 60-65 yöneticisi de Irak Kürdistanı’nda beş yıl ikâmet edeceklerdi. Ve, herşey yolunda gitseydi, Öcalan beş yıl sonra serbest kalacaktı.

Peki, Kürt sorununu çözmekte yeni anayasa yardımcı olabilir mi?

Bütün beklenti oydu. Öcalan’la yapılan görüşmelerin odaklandığı nokta seçimlerden sonra yeni bir anayasa yapılacak olmasıydı. “Yeni anayasa sürecine siz de katılacaksınız ve yeni bir Türkiye’ye doğru gideceğiz” dendi. Yeni anayasadan murat edilen buydu. O yüzden seçimler çok önemliydi ve Öcalan seçimlere dek örgütünü kontrol etti. Fakat ne olur ne olmaz diye ikili bir dil kullandı. “Ya büyük uzlaşma ya büyük savaş” dedi.

Yeni anayasada neler olması gerekir, sorunu çözebilmek için?
PKK’liler ve liderleri tarafından kabul edilen şeyler şunlar: Anayasada etnik vurgusu olmayan bir vatandaşlık tanımı. Anadilde eğitimin önünü tıkamayacak bir madde değişikliği. Yerinden yönetime imkân verecek bir düzenleme. Bunlar yetiyor. Ama yetmeyen şu var. Öcalan ne olacak? Örgüt ne olacak?

PKK, dağdan hangi şartlarda iner?

PKK’nin 60-65 kişilik dar yönetici kadrosunun dışındakilerin hepsi için hemen dağdan gelip siyasi hayata katılabilecekleri bir yasal düzenlemenin yapılması gerekiyor. Öbürleri de beş sene sonra siyasi hayata katılabilecekler.

Başbakan’ın onayladığı proje bu muydu?
Evet. Turgut Özal’ınki de böyle bir projeydi zaten. Öcalan ve yönetici kadro için onda da beş yıl süresi vardı. Bu proje, Özal’ın projesinin güncellenmiş hali bir anlamda. Özal’dan bu yana sorun katmerlendi ve kan gövdeyi götürdü. PKK’li sayısı 20 misline çıktı. O dönemde lider kadro 10-15 kişiydi, şimdi 60-65 kişi oldu.

Özerklik olmadan dağdan iniş olur mu?
Özerkliği engellemeyen bir anayasal yapı ve özerkliğin konuşulabileceği bir Türkiye ortamı dağdan inişe ve silah bırakmaya yetebilir.

PKK, özerklik derken ne istiyor aslında?

Kürtlerin sayısal olarak çoğunlukta oldukları bölgelerde hükümranlığı paylaşmaları, yönetime katılmaları demek bu. Adı konmamış bir federasyon türü bu.

Federasyon sorunu çözer mi?

Özerkliğin altını nasıl dolduracağına bağlı. Devlet ve Türk kamuoyu şu gerçekliği hiç akıldan çıkarmamalı. Türkiye’nin yanı başında Kürdistan Bölgesel Yönetimi var. Adı konmamış bir devlet orası. Bayrağı var ve resmî dili Kürtçe. Irak’tan çok ileride olan bir Türkiye’de Kürtlerin haklarının ve siyasi görüntüsünün Irak’la kıyaslanamayacak bir noktada olması Kürtler tarafından kabul edilemez. Orada o örnek durdukça, Türkiye’de Kürtler çok geride kalamaz. Zaten özerklik, statü gibi isteklerin bütün ilham kaynağı Irak Kürdistanı’dır. “Onlar kadar olamayacak mıyız” diyorlar.

Tam olarak ne istiyorlar?
Hükümranlık hakkını Türklerle paylaşmak istiyorlar. Onun için de M. Kemal’e ve Birinci Meclis’e bir sürü gönderme yapıyorlar. Muazzam bir şans var aslında. Fakat bunun için Türkiye’de birçok ezberi bozman lazım. Öcalan’ı bir çözüm partneri olarak ve siyasi figür olarak göreceksin. Onunla bu işi çözme çabası göstereceksin... Örgütü de onun üzerinden bir bütün olarak tutmaya çalışacaksın, parçalamaya çalışmayacaksın. Parçalamaya çalıştığında, silahlı mücadele başlıyor. Silah sayesinde tekrar bütün oluyorlar. Ezberlerimizi bozan çok zor bir süreç bu. Ama imkânsız değil!..
06-27-2011 23:58:15 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
ahmed60 Çevrimdışı
Forum Üstadı
****

Mesajlar: 3,572
Üyelik Tarihi: May 2009
Rep Puanı: 366
Mesaj: #2
RE: Cengiz Çandar: PKK olayı bir 'Kürt isyanı'dır‏
Kürt isyanı’ mı?

Geçtiğimiz hafta sonu, Cengiz Çandar’ın TESEV için kaleme aldığı ‘Dağdan İniş, PKK nasıl silah bırakır’ raporu, iki gün süren bir toplantılar dizisi çerçevesinde tartışıldı. Çok önemsememe ve çok istememe rağmen, üniversitede dönem sonu yoğunluğuna rastladığı için, maalesef bu toplantılara katılamadım, tartışmaları basından izlemek durumunda kaldım.
Hemen söyleyeyim, birçok konunun halen adının konulmasından bile kaçınılan, çoğunluğun karnından konuşmayı bırakmamaktan vazgeçmediği ‘Kürt meselesi’ açısından bu çalışma çok önemli ve olumlu bir adım. Ancak, halihazırda, hak ettiği ilgiyi görmedi ve yeterince tartışma konusu yapılmadı. Bunun en önemli nedeni, kuşkusuz, tutuklu milletvekilleri konusunda YSK kararına ilişkin yaşanan kriz. Bugün, TBMM’de yemin günü ve belli ki, kriz daha da derinleşecek. Diğer taraftan, tam da bu nedenle, yani bu krizi daha iyi anlamak açısından Çandar’ın raporu daha da önemli bir tartışma zemini olarak görülmeli.

Benim bazı çekincelerim var
Diğer taraftan, Çandar’ın ‘PKK olayı bir Kürt isyanıdır’ tespiti konusunda benim bazı çekincelerim var. Bu tespitin çıkış noktasını oluşturan, ‘Kürt meselesi’ni, ‘terör’ kavramı ve anlayışı içine hapsetme anlayışına itirazın çok isabetli ve ufuk açıcı olduğunu düşünüyorum. Nitekim, özellikle, geçtiğimiz iki ay içinde yazdığım yazılarda, bu konuyu ben de elimden geldiğince vurgulamaya çalıştım. Ancak, PKK’nın motor gücünü oluşturduğu ‘Kürt siyasal hareketi’nin, salt ‘bir Kürt isyanı’ olarak tanımlanmasına eklenecek hususlar ve yapılacak bazı itirazlar olduğunu düşünüyorum.

Bu ‘Kürt siyasal hareketi’dir
‘Kürt isyanları’nın tarihçesi konusunda farklı kronolojiler yapmak mümkün. Bu konuda yazan bazıları, Osmanlı dönemi boyunca Kürt bölgesindeki tüm isyanları ‘isyan tarihi’ne dahil ediyor, diğer bazıları 1925 Şeyh Said isyanı ile başlayan, Cumhuriyet dönemi isyanlarını esas alıyor. Her iki durumda da, Kürt isyan tarihini, tarihsel koşullarından soyutlayarak, kolayca bir ‘uluslaşma’ metni içine yerleştirmek zor. Ancak, asıl önemlisi, PKK öncülüğünde ilerleyen hareketin, önceki isyanların sıradan bir ‘devamı’ veya bu dalganın ‘son temsilcisi’ olup olmadığı konusudur. Bu noktada, PKK hareketinin temel çıkış noktalarından birinin, ‘kendisini diğerlerinden ayırt etme’ vurgu ve çabası olduğunu hatırlamakta yarar var.
PKK öncülüğündeki hareket, kendinden önceki isyan hareketlerini ‘feodal’ çerçevede ve ölçekte kalan hareketler olarak değerlendirerek yola çıktı. Bu çıkış, hareketin, sol siyaset bakışına dayalı ve sınıfsal dinamikleri vurgulayan bir hareket olması çerçevesinde değerlendirilebilir. Ancak, bu çıkış aynı zamanda, hareketin ‘ulusçu’ karakterinin de, ne denli ‘modern’ bir anlayışla yola çıktığını ve kendinden öncekilerden bu noktada ne kadar farklı olduğu gerçeğine işaret ediyordu. Bugüne geldiğimizde, bu hareketi değerlendirirken, bu hususu göz önünde bulundurmazsak yine fazla yol alamayız. O nedenle, ben ‘Kürt isyanı’ tabiri ve anlayışı yerine, ‘Kürt siyasal hareketi’ tabiri ve anlayışını koymayı daha doğru buluyorum.

Ulus dinamiği öne çıktı
Tüm dünyada sol siyasetin yaşadığı kriz ortadayken, Kürt siyasal hareketinin sol kimliğinin karşılığının ne olduğu veya olabileceği tartışılır. Kürt ulus dinamiğinin öne çıkması bu çerçevede ve jeopolitik gerçekler çerçevesinde daha fazla anlam kazanmış olabilir. Ancak, hareketin modern bir toplumsal ve siyasal dinamiğin temsili olduğu gerçeği tartışılmaz bir vakadır. Bu kısaca şu demektir; Kürtler adına, sadece ‘isyan’ eden değil, bu isyanı siyasal-toplumsal talepler ile tanımlayıp, geliştiren, dahası bu isyan ve talepleri toplumsallaştıran bir hareket ile karşı karşıyayız.
Kürt meselesinin çözümü açısından, tasfiye yöntemlerinden medet ummak yerine, hareketin önderinin ve örgütünün toplumsal taban açısından önemini görmek önemlidir. Ancak, bir lideri lider yapan temel etkenin onun toplum ile kurduğu iletişim, yani adına itiraz ettiği toplumun sesini duyurma kabiliyeti olduğunu unutmamak gerekir. Aksi halde, toplumsal liderleri toplumların ‘durduk yerde tapındığı’ ve her söylediklerini dinletecek birer ‘buyrukçu’ olarak görme hatasına düşeriz. Öcalan’ın kendini böyle konumladığını sanmıyorum, aksi halde toplumla bu denli güçlü bir bağ kuramazdı. O nedenle, Kürt meselesinde Öcalan’ın sembol olarak yerini ve kilit rolünü hesaba katmak başka şeydir, bunun üzerinden hesap yapmak başka...
Kürt siyasal hareketini, ‘talimatla hareket ediyorlar, halkın iradesini temsil etmiyorlar’ diye yaftalamak ile ‘talimatla hareket etsinler, mesele çözülsün demek’ arasında fazla fark yoktur. Mesele, ‘Kürt isyanı’ değil, ‘Kürt siyasal hareketi’dir. Bu ikisi arasındaki farkı görmek, olayı anlamak açısından önemlidir diye düşünüyorum.
Nuray Mert

Nebiye atf ile binlerce herze uydurdun.
Yıktın da dini mübini yeni bir din kurdun.
Doğrudan Kuran'dan alarak ilhamı.
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam'ı.
06-28-2011 20:04:40 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir

İletişim | Dindersiforum.com | Yukarıya dön | İçeriğe Dön | Hafif Sürüm | RSS