Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Örümceğin Ağı ve Güvercinin Yumurtası?
Yazar Mesaj
HeYuL@ Çevrimdışı
Aktif Üye
**

Mesajlar: 732
Üyelik Tarihi: May 2009
Rep Puanı: 482
Mesaj: #1
Örümceğin Ağı ve Güvercinin Yumurtası?
Allah'ın Peygamberimiz (sav)'i korumak için mağarada hazırladığı mucizeler

İslami ve tarihi kaynaklarda yer alan bilgilere göre, Resulullah (sav), evini peygamberliğinin 14. yılının 27. Safer gecesi terk etti ve Hz. Ebubekir'in evine geldi. Daha sonra Hz. Ebubekir ile birlikte Mekke'yi terk ettiler. Peygamberimiz (sav) müşriklerin kendisini ilk anda arayacakları yerin kuzeye doğru devam eden asıl Medine yolu olacağını biliyordu. Bu sebeple tamamen ters yönde bir yol tercih etti. Bu yol, Mekke'nin güneyindeki Yemen yolu idi. Bu yolda yaklaşık 5 mil (6 km) yürüyerek Sevr Dağı diye bilinen dağa geldi. Burası, tırmanması zor, tehlikeli, yüksek bir dağdı. Peygamberimiz (sav) yanındaki arkadaşı Hz. Ebubekir ile birlikte burada bir mağaraya gizlendi. Rivayet edildiğine göre, bu mağara Sevr dağındaki "Athal" adıyla bilinen mağaradır.53


Sen, asla ölmeyen ve daima diri olan (Allah)a tevekkül et ve O'nu hamd ile tesbih et...
(Furkan Suresi, 58)

Bu arada Kureyşliler Peygamberimiz (sav)'i bulabilmek için bütün yolları kestiler ve silahlı adamlarla kontrol altına aldılar. Yayalar, süvariler ve iz sürücüler bölgeyi detaylı olarak taramaya başladılar. Dağlara, vadilere ve yokuşlara yayıldılar. Peygamberimiz (sav)'i arayan iz sürücüler mağaranın ağzına kadar geldiler. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) bu anda da Allah'a tam bir tevekkül içerisindeydi. Rabbimiz Kuran'da şöyle bildirmiştir:

Siz O'na (peygambere) yardım etmezseniz, Allah O'na yardım etmiştir. Hani kafirler ikiden biri olarak O'nu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece Allah O'na 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti, O'nu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkar edenlerin de kelimesini (inkar çağrılarını) alçaltmıştı... (Tevbe Suresi, 40)

Peygamberimiz (sav) Allah'ın ayetinde de bildirdiği gibi, Allah'a gönülden teslim olmuştur ve kaderine tam bir tevekkül içindedir. Rabbimiz de, Peygamber Efendimiz (sav)'in güzel ahlakına ve tevekkülüne karşılık onu yardımıyla desteklemiş, onun bedenine sağlık, güç, kalbine de huzur ve güven duygusu vermiştir.

Kimi insanlar böyle büyük bir zorluk ortamını, çok yüzeysel bir anlayışla ve o anın heyecanını hissetmeden değerlendirebilirler. Çünkü kendisi tehlikenin hedefi olmayan bir kişi bu ruh halini bilemez. Örneğin inkarcı düşmanları kendisini ararlarken bir mağarada hayati tehlike altında gizlenen Peygamberimiz (sav)'in dikkat ve teyakkuzu yaşanmadan bilinmez. Tüm iman edenlerin bu şartları çok detaylı olarak düşünmeleri, Peygamberimiz (sav)'in üstün fedakarlığını, sabrını ve dirayetini gereği gibi takdir edebilmeleri son derece önemlidir.


Sen, O güçlü ve üstün, esirgeyici olan (Allah')a tevekkül et. O, kıyam ettiğin zaman seni görüyor. Secde edenler arasında dönüp dolaşmanı da. Hiç şüphesiz, O, işitendir, bilendir.
(Şuara Suresi, 217-220)

Fakat Peygamberimiz (sav) hayatı boyunca pek çok olayda olduğu gibi bunda da Allah'ın dilemesiyle mucizevi şekilde kurtulmuştur. Rivayetlere göre müşrikler takip sonucunda ulaştıkları mağaranın girişinde örümceğin ağ ördüğünü ve güvercinlerin de yuva yapıp yumurta bıraktıklarını gördüklerinde içeride kimsenin bulunmadığını düşünerek geri dönmüşlerdir. Gerçekten de bu şartlar düşünüldüğünde, mağaranın girişindeki örümcek ağının bozulmamış olması, içeride kimsenin olmadığına bir alamet olarak görülebilir. Çünkü mağaradan içeri girilmiş olsa bu ağ bozulmuş olacak ve örümcek de ağ örmeye devam etmeyecektir. Öte yandan güvercinin orada bulunması için de aynı durum geçerlidir. Kuşkusuz bu durum herşeye hakim ve kadir olan Allah'ın bir mucizesidir. Örümceğe mağaranın girişine ağ ördüren, güvercini orada sakin bir şekilde yerleştiren Allah'tır. Peygamberimiz (sav)'e ve mağarada beraber bulunduğu arkadaşına hiçbir şey olmaması, Allah'ın kendisini görünmeyen ordularla desteklemesi, kalbine güvenlik ve huzur duygusunu indirmesi elbette büyük mucizelerdir.

Tefsirlerde, Hz. Muhammed (sav)'in emrine verilen orduların melekler ordusu olduğu belirtilmiştir.54 Nitekim Tevbe Suresi'nin 40. ayetinin son bölümünde Allah "...O'na 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti, O'nu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkar edenlerin de kelimesini (inkar çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa Allah'ın kelimesi, Yüce olandır. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir." buyurarak bu gerçeği bizlere bildirir. Celaleyn tefsirinde, bu ayette bildirilen mucizevi olaylar şöyle tefsir edilmiştir:

Eğer siz ona yani Hz. Peygamber (sav)'e yardım etmezseniz vaktiyle Allah ona yardım etti. Küfredenler onu Mekke'den çıkardıkları vakit, yani müşrikler Darunnedve'de toplanıp katlini yahut hapsini ya da sürgün edilmesini istediklerinde onu Mekke'den çıkmak zorunda bıraktıkları vakit ikinin ikincisi idi. Yani iki kişiden biri idi. Diğeri de Hz. Ebu Bekir idi. Burada ifade edilmek istenen mana şudur: Bu zor durumda Rasulü'ne yardım elini uzatan Allah, başka durumlarda da onu yardımsız bırakmaz. O vakit onlar Sevr dağında bulunan mağarada idiler. O vakit Peygamber (sav) müşriklerin ayaklarını görüp endişeye kapılan ve Hz. Peygamber (sav)'e: "Onlardan biri ayaklarının altından bakacak olsa, şüphesiz bizi görecek" diyen arkadaşına: Yani Hz. Ebu Bekir'e "Üzülme! Çünkü Allah yardımıyla bizimle beraberdir." diyordu. Nihayet Allah onun bir görüşe göre Hz. Peygamber (sav)'in bir görüşe göre de Hz. Ebu Bekir'in üzerine huzur ve sükunetini rahatlığını indirdi. Ve onu Yani Hz. Peygamber (sav)'i görmediğiniz askerlerle yani mağarada ve savaş meydanlarında bir takım melaike (melekler) ordularıyla kuvvetlendirdi. Böylece küfredenlerin kelimesini yani şirk davasını en alçak yani mağlub, Allah'ın kelimesini yani Kelime-i Şehadeti ise en yüksek yani üste çıkan ve galip yaptı. Allah mülkünde güçlüdür. Bütün işlerinde hikmet sahibidir.55

Rabbimiz Peygamberimiz (sav)'e çok sayıda mucizevi olayla yardım etmiş, kendisini meleklerle desteklemiş, kalbine huzur vermiş ve iman etmeyenlerin -o kadar çok sayıda, her taraftan kuşatmış olmalarına rağmen- ona zarar vermelerini engellemiştir. Esirgeyen, koruyan, gözeten Allah, yardım edenlerin en hayırlısı ve tüm gücün tek sahibidir.

Peygamber Efendimiz (sav) de her işinde Allah'ın yardımıyla başarıya ulaşmıştır. Allah Peygamberimiz (sav)'e olan yardımını ayetlerde şöyle haber vermiştir:

Onlar, seni aldatmak isterlerse, şüphesiz Allah sana yeter. O, seni yardımıyla ve mü'minlerle destekledi. (Enfal Suresi, 62)

...Yok eğer ona karşı birbirinize destekçi olmaya kalkışırsanız, artık Allah, onun mevlasıdır; Cibril ve mü'minlerin salih olan(lar)ı da. Bunların arkasından melekler de onun destekçisidirler. (Tahrim Suresi, 4)

...Allah Kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, Aziz olandır. (Hac Suresi, 40)

Ve Allah, sana 'üstün ve onurlu' bir zaferle yardım etsin. (Fetih Suresi, 3)

Ve seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah'tan 'yardım ve zafer (nusret)' ve yakın bir fetih. Mü'minleri müjdele. (Saff Suresi, 13)


Sana Rabbinden vahyedilene uy. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. Allah'a tevekkül et; vekil olarak Allah yeter.
(Ahzap Suresi, 2-3)

Peygamberimiz (sav)'in üstünlüğünü gereği gibi anlamayan inkarcılar, aslında, herşeyin tek hakimi Allah'ı gereği gibi takdir edememektedirler. Allah'ın inayeti altındaki Peygamber Efendimiz (sav)'i mağlup edebileceklerini düşünmeleri elbette onlar için büyük gaflettir. Çünkü onlar, sonu baştan belli, onların yenilgisiyle neticelenecek bir mücadelenin içine girmişlerdir. Allah bir ayette şöyle buyurur:

Allah, yazmıştır: "Andolsun, Ben galip geleceğim ve elçilerim de." Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır. (Mücadele Suresi, 21)

Allah bir başka ayette ise, Peygamberimiz (sav)'e kimsenin zarar veremeyeceğini, Allah'ın, Cibril'in, meleklerin ve salih müminlerin onun dostu, yardımcısı, destekçisi olduğunu şöyle haber vermektedir:

Eğer sizler Allah'a tevbe ederseniz (ne güzel); çünkü kalpleriniz eğrilik gösterdi. Yok eğer ona karşı birbirinize destekçi olmaya kalkışırsanız, artık Allah, onun mevlasıdır; Cibril ve mü'minlerin salih olan(lar)ı da. Bunların arkasından melekler de onun destekçisidirler. (Tahrim Suresi, 4)
Alıntı

değerli dostlar...
yukarıda alıntıladığım yazıda peygamberimizin mucizelerinden biri olarak hicret esnasında Hz Ebu Bekir ile sığındıkları mağarada gerçekleştiği düşünülen örümceğin mağaranın önüne ağ örmesi ve güvercinin yumurtlaması şeklinde sonuçlar çıkardığı rivayetlerden bahsediyor,

1-söz konusu rivayetlere nasıl ulaşabilirim?elinde bu rivayetler olan varsa paylaşabilirler mi?

2-şayet böyle bir rivayet varsa Kuranın Hz Muhammedin mucizeleri ile ilgili genel yaklaşımını göz önüne alarak bu rivayetleri nasıl değerlendirmeliyiiz?


bana göre peygamberimizin mucizelerini rivayetlerde aramak yerine Kuranda bahsedilen mucizelere bakmak gerekir. çünkü iman konuları için kuranda yeteri kadar açıklama yapılmış her peygamberin mucizesinden ayrı ayrı bahsedilmiştir. dolayısıyla hz muhammedin de mucizesi olarak öncelikle kuranın kendisi insanlığa sunulmuş ve sonra okuma yazması olmadığı halde kuranı getirmesi müşrikleri şaşırtmasından bahsedilmiştir.. sonra da ayın yarılması gibi mucizelerden de bahsedilmiştir..
kanaatimce sevr mağarısıyla ilgili rivayetlerde ya abartı bulunmakta ya da peygamberimizin mağaraya girerken mağaranın kenarında bulunan örümcek ağını bozmadan mağaraya girmiş olmasını sonradan ''mağaranın tamamını örümcek ağla kaplamış'' şeklinde yanlış bir algılamaya bırakmıştır.
yine peygamberimiz mağaraya girerken güvercin yumurtalarına dokunmamış ve yuvayı bozmamış olması yerini zamanla güvercin o mağaradayken gelip yuva yapmış ve yumurtlamış şeklinde yanlış bir algılamaya bırakmıştır...
halbuki peygamberimizin örümceğin ve güvercinin yuvasını bozmadan mağaraya girmesi ve hatta gittiği yolda izini kaybettirmek için çobana koyun sürülerini izlerinin üzerinden götürtmesi onun ince/üstün zekasının bir ürünüdür.. hepimizin de bildiği gibi peygamberlerin sıfatlarından biri de fetanettir ve onlar üstün zekalıdırlar ve asıl mucize de budur..
peki o zaman bu tür rivayetlerle ilgili yanlış algılama ve anlamaların nedeni nedir? yine kanaatimce aşırı peygamber sevgisi buna neden olmaktadır. bu tür yanlış algılamalar ortaya atılıp yıllarca anlatılagelmiş ve asıl rivayetin kendisi böyleymiş gibi düşünülmüş olabilir..

itiraf etmeliyim ki buradaki hocalarımızınbu konuyla ilgli görüşlerini çok merak ediyorum ve sabırsızlıkla değerlendirme yapmalarını bekliyorum.. eminim ki yazdıklarını da keyifle okuyacağım..

zor diye bir şey yoktur
imkansızı başarmak biraz vakit alır
_____________
Bal bal demekle ağız tatlanmaz.
05-14-2010 00:35:35 AM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Emirates Çevrimdışı
Co-Admin
*******

Mesajlar: 364
Üyelik Tarihi: Apr 2010
Rep Puanı: 227
Mesaj: #2
RE: Örümceğin Ağı ve Güvercinin Yumurtası?
Uludağ ilahiyattan Hüseyin Algül hoca bunların olmadığını ancak halk arasında mitolojik şekilde yaygınlaşmasınında zararlı olmayacağını söylemişti.. Bende aynı fikirdeyim.
05-14-2010 00:39:05 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
ilhan AKMAN Çevrimdışı
Deneyimli Üye
***

Mesajlar: 2,144
Üyelik Tarihi: May 2009
Rep Puanı: 767
Mesaj: #3
RE: Örümceğin Ağı ve Güvercinin Yumurtası?
Neden olmasın ki irfan hocam.....Heyula hocam :Tül perde değil ki bu aralayıp içeri girsin hocam...Örümceğin ağ ördüğü ipin çok sağlam olduğuna bir işaret olabilir....Allah dileseydi çelikten bir kapı yada tonlarca taş yığarakta koruyabilirdi resulunu.... ama insanlar ibret alsın herşey akılla çözülemez aklıda aşan durumlar vardır öğrensinler diye.... bu şekilde korumuştur habibini.
(Bu Mesaj 05-14-2010 00:43:27 AM değiştirilmiştir. Değiştiren : ilhan AKMAN.)
05-14-2010 00:42:36 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
HeYuL@ Çevrimdışı
Aktif Üye
**

Mesajlar: 732
Üyelik Tarihi: May 2009
Rep Puanı: 482
Mesaj: #4
RE: Örümceğin Ağı ve Güvercinin Yumurtası?
SEVR MAĞARASI
Hz. Muhammed (s.a.s)'in Mekke'den Medine'ye hicreti sırasında Hz. Ebu Bekir ile birlikte müşriklerden gizlendikleri ve üç gün süreyle kaldıkları mağara.
Sevr dağı, Mekke'nin güney tarafında ve 5 km. uzaklıktadır. Sevr, birçok tepeden oluşan bir dağdır. Bu dağda pek çok irili ufaklı mağara vardır. Bu mağaralar dağın değişik yerlerine dağılmıştı. Hz. Peygamber (s.a.s)'in Hicret sırasında Hz. Ebu Bekir (r.a) ile birlikte sığındıkları mağaranın bazı özellikleri vardır. Öncelikle gizlenmeye elverişli olup, kayadan yontularak yapılmış bir mağarayı andırır. Ön ve arkasında delikleri vardır. Bunlar mağaranın alt kısmındadır. Bu sebeple mağaraya ancak sürünerek veya eğilerek girmek mümkündür. Mağaranın çevresinde, dışarıda dolaşan kimsenin içeriyi görebileceği başka delikler yoktur. Mağara içinde bulunanlar, dışarıda dolaşanların ayaklarını görebilir, fakat dışarıda olanlar mağara içindekileri göremezler. Görebilmeleri için eğilip, başlarını ayaklarının hizasına getirmeleri gerekir. Öte yandan Hicret esnasında Sevr mağarasında gizlenmenin bir başka avantajı daha vardı. Hemen dağın eteğinde Âmir b. Füheyre'nin koyunları otlattığı ve geceleri sütünü Hz. Peygamber ile Hz. Ebu Bekir'e ikram edeceği bir otlak vardı. Yeri gelmişken, bu iki dostu, bu mağaraya getiren olayları ve mağarada yaşadıkları anlara kısaca değinmek uygun olacaktır.
Müşriklerin bitmez tükenmez baskı ve işkenceleri üzerine Hz. Peygamber, Müslümanlara İslam için uygun bir ortam olan Medine'ye hicret etmelerini emretti. Bu emir üzerine hicret başladı. Ancak Kureyşliler bu durumdan son derece rahatsız oldu. Buna sebep, Hz. Muhammed (s.a.s)'in de hicret edip Medine'de bir güç ve merkez oluşturması korkusu idi. Kureyş korkmakta haklıydı; çünkü Medine, Mekke ile Şam yolu üzerinde bulunuyordu. Bu da Mekke'nin iktisâdi durumunu tehlikeye düşürmeye yeterliydi. O halde putları ve ticari faaliyetleri için önemli bir tehlike olan bu İslâm dini daha şimdiden ortadan kaldırılmalıydı. Takip edecekleri politikayı belirlemek için Kureyş'in ileri gelenleri bir araya geldiler. Bu hususa Kur'an şöyle değinir:
"Ey Muhammed! Hatırla, bir zaman kâfirler seni tutup bağlamak veya öldürmek, yahut sürüp çıkarmak için tuzaklar kuruyorlardı. Onlar sana tuzak kurarlarken; Allah da onların tuzaklarını boşa çıkarıyordu. Allah tuzakları bozanların en hayırlısıdır" (el-Enfal, 8/30).
Kureyş âyette belirtilen hapis, sürgün ve öldürme yollarından en kötüsünü yürürlüğe koymayı kararlaştırdı. Bütün kabilelerden kuvvetli gençlerin seçilerek bir çete oluşturulması en uygun yol olarak benimsendi.
Nihayet Hz. Peygamber'in evinde olduğu bir gece saldırıya geçilecekti. Ancak Allah, müşriklerin toplantısını ve aldıkları kararı elçisine bildirdi ve Medine'ye hicret imi verdi. Hz. Ebu Bekir'i haberdar etti. O da yol hazırlıklarına başladı. Hz. Muhammed (s.a.s) akşam olunca, müşriklerin yatakta kendisinin yattığını zannetmeleri ve bir süre oyalanmaları için Hz. Ali (r.a)'yi yatağına yatırdı. Evden çıkarken eline aldığı bir avuç toprağı suikastçıların üzerine saçtı. O sırada şu anlama gelen âyeti okumaktaydı:
"Önlerine ve arkalarına sed çekmişizdir. Gözlerini perdelediğimizden artık görmezler" (Yâsin, 36/9).
Gerçekten de müşriklerin gözleri bir an perdelendi. Hz. Peygamber de oradan ayrılıp Hz. Ebû Bekir'in evine geldi. Beraberce Mekke'yi terk edip Sevr dağına doğru yola koyuldular. Sonunda Sevr mağarasına ulaştılar. İlkin Hz. Ebu Bekir, zararlı hayvan olup olmadığını araştırmak ve içerisini temizlemek için mağaraya girdi. M. Hamidullah hadislere dayanarak olayları şöyle aktarır:
"Hz. Ebu Bekir mağaraya girince orada gördüğü delikleri, yılan vb. zararlı hayvanların girmesine engel olabilmek için üzerindeki örtüyü yırtarak delikleri tıkadı. Sonra Rasûlüllah (s.a.s)'ı içeri çağırdı. Ancak delikleri kapamada kullandığı bez, son deliği kapatmaya yetmemişti. O deliği de ayak topuğu ile kapamıştı. Gerçekten de bu delikten gelen bir yılan Hz. Ebu Bekir'i acı bir biçimde ısırmıştı. Hz. Peygamber, son derece yorgun olması hasebiyle dostunun dizine başını dayayarak uyuyakalmıştı. Hz. Ebu Bekir, topuğunda hissettiği acıya rağmen hiç kımıldamadı, fakat çektiği acı gözlerinden yaşların boşalmasına yol açmıştı. Rasûlüllah (s.a.s)'ın yüzüne bu yaşlar dökülünce hemen uyandı. Durumu öğrenince Hz. Muhammed (s.a.s), kendi tükürüğünü ilaç olarak ısırılan yere sürdü. Bir süre sonra ayağı tamamen iyileşmişti"
Yine kaynaklarda verilen bilgilere göre, mağarada iken bir örümcek mağaranın giriş kısmına ağ örmüş, ayrıca iki güvercin de hemen yanı başında bir çalı bitkisi üzerinde bir yuva yapmışlardı (İbn Sad, Tabakâtül-Kübrâ, Beyrut t.y., I, 228 vd.). Hz. Muhammed (s.a.s) ile Hz. Ebu Bekir'i takip eden grup mağaraya ulaşmadan önce, bu iki kuş bir de yumurtlamışlardı.

Bu sırada Kureyş müşrikleri Hz. Peygamber'in Mekke dışına çıktığını anlamada fazla gecikmediler. Sabah olunca yatakta yatanın Hz. Ali (r.a) olduğunu anladılar. Medine'ye gidebileceğini tahmin ederek yola koyulup araştırmaya başladılar. Kureyş'in ileri gelenleri Hz. Muhammed (s.a.s)'i kendilerine ölü veya diri olarak getirene yüz deve ödül vereceklerini her tarafa duyurdular. Gerçekten de O'nu yakalamak için Medine yolu didik didik arandı.
Bu arada Sevr mağarasına da geldiler. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir hayli endişelenmişti; ancak bu endişesi kendisi için değil, Âlemlerin Efendisi içindi. Rasûlüllah (s.a.s) ona;
"Ey Ebu Bekir! İki kişinin üçüncüsü Allah olursa sen ne olacağını zannediyorsun?" diyerek teskin etti. Allah Teâlâ bu durumu Kur'ân-ı Kerim'de şu meâldeki âyette açıklar:
"Siz Peygamber'e yardım etmeseniz de Allah ona yardım etti. Hani bir zaman Peygamber, iki kişiden biri iken kâfirler O'nu Mekke'den çıkardılar. Onlar mağarada iken arkadaşına, 'Üzülme, Allah bizimle beraberdir' diyordu. Böylece Allah, peygamberin üzerine emniyet indirdi ve O'nu görmediğiniz askerlerle destekledi" (et-Tevbe, 9/40).
Hz. Peygamber (s.a.s) ve Hz. Ebu Bekir (r.a) mağarada kaldıkları üç gün süreyle, Hz. Ebu Bekir'in oğlu Abdullah, şehirdeki konuşmaları ve gelişmeleri, gece mağaraya gelerek aktarıyordu. Âmir b. Füheyre de koyunları mağara çevresinde otlatarak geceleri süt içmelerine imkân veriyordu.
Sonunda, dördüncü günün sabahı, Âmir ile kılavuzluk yapması için kiralanan Abdullah b. Ureykıt, beraberlerinde iki deve ile mağaraya geldiler. Böylece dört kişiden oluşan küçük kervan Medine'ye doğru yola koyuldu. İşte, Hicret olayında en zor anlar Sevr mağarasında yaşanmıştı.
(İbn Sa'd Tabakâtül-Kübrâ, Beyrut ty., I, 228 vd.; M. Hamidullah, İslâm Peygamberi, çev. Salih Tuğ, İstanbul 1980, I,172-176; Mevlana Şiblî, Asr-ı Saadet, çev. Ö. Rıza Doğrul, İstanbul 1977, I, 197-200).
Alıntı..

bunlar da biir müftülük sitesinden yaptığım alınıtlar... işin ilginci rivayetler ibn sad dan ve muhammed hamidullahın anlatımından.. ama nedense benim içime sinmeyen bişeyler var..
bir de kütüğün inlemesinden bahsediyordu aynı kitap yani alıntı yaptığım yer..
haa bunlar taa çocukluğumdan beri duyduğum ve inandığım şeylerdi ama ne yazık ki yine aynı kitaplar ve anlatımlar onun yani peygamberimizin cinsel açıdan çok güçlü olduğundan filen bahsediyorlar.hatta bunu mucize olarak görenler dahi var..

zor diye bir şey yoktur
imkansızı başarmak biraz vakit alır
_____________
Bal bal demekle ağız tatlanmaz.
05-14-2010 00:51:53 AM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
ilhan AKMAN Çevrimdışı
Deneyimli Üye
***

Mesajlar: 2,144
Üyelik Tarihi: May 2009
Rep Puanı: 767
Mesaj: #5
RE: Örümceğin Ağı ve Güvercinin Yumurtası?
Kütüğün inlemesi mütevatir hadislere örnek gösterilyordu... (hatırladığım kadarıyla diyeyim)
05-14-2010 00:55:28 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
HeYuL@ Çevrimdışı
Aktif Üye
**

Mesajlar: 732
Üyelik Tarihi: May 2009
Rep Puanı: 482
Mesaj: #6
RE: Örümceğin Ağı ve Güvercinin Yumurtası?
(05-14-2010 00:42:36 AM)ilhan AKMAN Yazılan: Linkleri Görebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Üye Olabilmek İçin Lütfen Buraya Tıklayınız.Neden olmasın ki irfan hocam.....Heyula hocam :Tül perde değil ki bu aralayıp içeri girsin hocam...Örümceğin ağ ördüğü ipin çok sağlam olduğuna bir işaret olabilir....Allah dileseydi çelikten bir kapı yada tonlarca taş yığarakta koruyabilirdi resulunu.... ama insanlar ibret alsın herşey akılla çözülemez aklıda aşan durumlar vardır öğrensinler diye.... bu şekilde korumuştur habibini.

herşey akılla çözülemez ama akılla çözülebilecek meseleler de vardır ilhan abi.. ben mağarayı gözümün önüne getirip düşündüğümde bir örümceğin ağıyla kapatabileceği kadar küçük olmadığını anlayabiliyorum.. ayrıca iki kişinin buraya girdiğini göz önüne alacak alursak bu imkansız olacaktır.. haşa Rabbimizin buna gücü yetmez demiyorum bakın bir düşünelim diyorum.. ona olan sevgimizi gösterirken olmamış şeyleri de olmuş gibi anlatmayalım diyorum. yoksa sizin dediğiniz gibi allah dilese çelikten bir kapı yapar ve resulunu öyle korurdu..
Az önce ibrahim sarıçama baktım o da peygamberimizin mağaraya girişinden sonra örümceğin yuva yaptığını ve bunun mümkün olduğunu söylüyor..

zor diye bir şey yoktur
imkansızı başarmak biraz vakit alır
_____________
Bal bal demekle ağız tatlanmaz.
(Bu Mesaj 05-14-2010 01:08:17 AM değiştirilmiştir. Değiştiren : HeYuL@.)
05-14-2010 00:58:41 AM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
HeYuL@ Çevrimdışı
Aktif Üye
**

Mesajlar: 732
Üyelik Tarihi: May 2009
Rep Puanı: 482
Mesaj: #7
RE: Örümceğin Ağı ve Güvercinin Yumurtası?
Hz.Muhammed'in hayatına farklı bir bakış tarzı

Sevdiği kişi veya varlığı üstün tutmak, ona belli bir konum ve değer atfetmek; sevmediklerin ise aşağı görmek hatta ondan uzak kalmak insan oğlunun fıtratından kaynaklanan bir durumdur. Bu fıtrat sebebi iledir ki insanoğlu tarafından sevilen kişilikler müşahhaslaştırılır ve yüceltilirler. Üstelik bu kişi, tarihin eski dönemlerin itibaren sevile gelen ve asırlarca da sevgisi devam edecek manevi boyutu olan bir kişilik ise, insanlar tarafından pek çok noktada yüceltilir hatta hakkında aslı astarı olmayan bir çok rivayetler kendisine atfedilir. Bu fıtri duygunun temelinde ise o kişiye duyulan özlem, o kişiyi kendi hayali ile özdeş kılmak, onu üstün ve müteal görmek, o kişinin hayatındaki bilinmeyen noktaları hayırlı kılmak gibi bir çok etken bulunur. Safihâne niyetlerle ortaya çıkan bu tür atıflar sözlü kültür ile dilden dile dolaşarak toplum gündemine sahih bir olaymış gibi yerleştikten bir müddet sonra yazılı kültüre sirayet eder ki bundan sonra artık sahih ve muteber bir rivayet halini alır. Yazılı gelenekte ise hikaye, masal, şemail, menkıbe, efsane gibi abartı ve övgü üzerine kurulu anlayışın var olması da insan oğlundaki yüceltme fıtratının gelişmesini ve yüzyıllarca devam etmesini sağlamıştır.

Hz. Peygamber hakkındaki medih ifadeleri, Hulafa-i Raşidûn övme, Emevi hanedanlarının çoğunluğu yerme ve günümüzde ait olduğu cemaat/tarikat liderini kutsallaştırma çabaları İslam toplumunda da yukarda bahsedilen fıtri duygunun var olduğunu göstermektedir. Ancak şu bir gerçektir ki İslam dünyasında en çok sevilen ve hasret duyulan kişi Hz. Muhammed (s.a.)’dir. Hal böyle olunca Müslümanların gerek sözlü kültürde gerekse yazlı kültürde hakkında en çok bahsettikleri ve yüceleştirdikleri kişi de O’dur. Hakkında Kur’an-ı Kerîm’de detaylı bilgiler bulunmayan, daha çok hayatını sahâbe’den öğrendiğimiz Hz. Peygamber’in ileriki dönemlerde farklı rivayetlerle övüldüğü şemail, hasâis, delâil gibi edebiyatlarla yüceltildiği görülmekteyiz. Halbuki Hz. Peygamber’in “Hıristiyanların Hz. İsa’yı kutsallaştırdığı gibi sizde bana abartılı isnatlarda bulunmayın.”[1] Şeklinde vasiyette bulunmasına rağmen Rasûl’e duyulan özlem ve sevgiden olsa gerek onun vefatından kısa bir süre sonra bu faaliyetlere girişildi.



Özellikle Abbasîler döneminde farklı kültür ve toplumlarla karşılaşılması ve bu kültür yapılarının tesiri neticesinde Müslüman düşünce yapısı da bu meyanda gelişti. Bu gelişme sebebiyledir ki zihinlere diğer mitolojilerde var olan üstün varlık motifini yer edindi. Buna paralel olarak peygambere karşı yapılan medihlerde arttı. Yine Muharref dinlerde bahsedilen nübüvvet mucizeleri kelâmî açıdan nübüvvet tartışmalarını beraberinde getirdi. Bu dinlere karşı Hz. Peygamber’i koruma düşüncesi adına, onun nübüvveti vahiy geldiği andan daha önceye yani çocukluğuna[2] hatta ruhlar alemine[3] kadar götürüldü. Hal böyle Hz. Muhammed’in vahiy öncesi peygamberliğini ispatlamak için çalışmalar yapıldı. Bu çalışmaların sonucu olarak ta Hz. Peygamber’e bir çok mucizevî özellik atfedildi.

İslam tarihi yazıcılığı bir bütünlük içerisinde incelendiğinde Hz. Peygamber’in hayatına dair bir çok mucizevî özelliğin zamanla dahil edildiği görülecektir. Muahhar (ilk dönem eserleri) kaynaklara baktığımızda Hz. Peygamber hakkında kısa ve az bilgilerin, müeccel (sonraki dönem eserleri) kaynaklarda ise geniş malzeme ve bilginin var olduğunun görülmesi bu kanıyı açıkça ortaya koymaktadır. Mesela Hz. Peygamber’in doğumunda meydana gelen harikulade olaylar hakkında İbn Hişam’da bir mucizeden bahsedilerken, İbn Sad’ın Tabakât’ında altı mucizeden ve daha sonraki eserlerde bu sayı artarak devam ettiğinin görülmesi bu konuda bir örnektir.

Kısaca özetlemek gerekirse Hz. Peygamber’e duyulan sevgi ve özlemle birlikte onu koruma ve üstün kılma adına bir İslam tarihi malzeme ve bilgileri de o oranda arttı. Bu artışla birlikte zihinlerde var olan rivayetlerde kaynaklarda yer edindi. Buradan sonraki dönemde ortaya çıkan malzeme ve bilgilerin hepsi yanlış ve uydurma gibi bir yorum yapılması da sakıncalıdır. Demek istediğimiz bazı konularda savunmacı tarzda artan rivayetlerin hepsine kesin doğru gözü ile bakmaktansa ihtiyatlı yaklaşmak en doğru yol olacaktır. Bu sebeple Hz. Peygamber’in doğumundan itibaren var olan bilgilerin kritize edilmesi elzem ve gereklidir. Bunlara şöyle göz atacak olursak:

Doğumu ve İlgili Rivayetler: Hz. Peygamber, Abdullah b. Abdulmuttalib ve Amine b. Vehb evliliğinden dünyaya geldiği noktasında en ufak bir tereddüt bulunmamaktadır. Ancak bundan sonra ihtilaflar başlamaktadır. Hz. Peygamber’in babası Abdullah’ın ne zaman vefat ettiği konusu ihtilafların başlangıcıdır diyebiliriz. Babası vefat ettiğinde Hz. Peygamber 7, 18 ve 28 aylık bir çocuk olduğunu iddia edilir. Hz. Peygamber’i çeşitli platformlarda savunmak adına babasının vefatı da çeşitlendirilmiş olmalı. Bu farklı iddialarla birlikte Vakıdî’nin belirttiği üzre Hz. Peygamber’in öksüz doğduğu yani anne karnında olduğu görüşü daha kuvvetli ve isabetlidir. [4] Nitekim Kur’an’da onun öksüzlüğünden dem vurulmakta ve öksüzlüğün son raddesi ise babasız dünyaya gelmektir.

Bizi konumuz olan mucizevî olaylar ise Hz. Peygamber’in doğumu ile gün yüzüne çıkmaktadır. Tahminimizce Müslamlar Kur’an’da anlatılan geçmiş peygamberlerin doğumu ile ilgili mucizelerden etkilenmiş olmalılar ki pek çok mucizevi olayı Hz. Peygamber’e isnad ederek kendi peygamberlerini onlardan üstün göstermeye çalışmışlardır. Bir çok kaynakta Hz. Peygamber’in doğum öncesi ve doğum sonrası ile ilgili rivayetlere yer verildiğini görmekteyiz. Doğumundan önce annesine: “Sen ümmetin efendisine hamile kaldın.”[5] Şeklinde bir ilhamdan bahsedilir. Hz. Meryem’in Hz. İsa’ya hamile kaldığına dair Kur’anî ifadeye benzeyen bu mucizevî durumun Kur’an’da bildirilmesi sebebiyle bu rivayete ihtiyatlı yaklaşmak gerekir. Yine Hz. Peygamber’in doğumu hakkında mucizevî bir durumdan Kur’an’da açık bilgiler bulunmamasına rağmen bu konuda bir çok rivayet bulunur. O’nun doğduğu zaman oturur bir hal alması, göğe bakması ile şama kadar bir aydığın peyda olması ve ateşgedelerin ateşinin sönmesi, kisra saraylarının çökmesi gibi mucizevî olaylardan bahsedilir. Ancak bu tür olaylara ihtiyatlı ve eleştirel bakmak en doğrusudur.[6] Eğer Zerdüşlerin bin yıllık ateşinin sönmesi gibi büyük bir olay meydana geldi ise niçin İran tarihinde böyle önemli bir olay tarih kayıtlarına geçmedi, ayrıca İran saraylarının sütunları çöktü ise niçin izleri mevcut değil? Gibi basit kritkler yapmak gerekir.[7]

Sünnet Hadisesi: Hz. Peygamber’in hayatı hakkında farklı rivayetlerin var olduğunu sünnet hadisesi hakkındaki değişik rivayetler açıkça gözler önüne sermektedir. Bir rivayete göre Hz. Peygamber sünnetli olarak dünyaya geldi,[8] başka bir rivayete göre ise kalbini yaran melekler sünnet etti, diğer bir rivayete göre ise doğumunun yedinci günü dedesi tarafından sünnet ettirildi.[9] Bu farklı görüşlerden ikinci görüş dikkate şayandır. Anlaşılan o ki Hz. Peygamber’i kutsallaştırmak adına onun sünnetini meleklerin icra ettiği dolayısıyla da onun yüce bir insan olduğunu göstermek için böyle bir rivayete başvurulmuş olsa gerek.

Şakk-ı ve Şehr-i Sadr (Göğsünün Açılması veya Genişletilmesi Olayı):Hz. Peygamber’in göğsünün yarılması ile alakalı kaynaklarda bir birinden farklı değişik rivayetler bulunur. Muhammed Hamidullah hoca erinde olayı şöyle bildirir: “Yine oldukça önemli şöyle bir olay nakledilir: Bir gün, sütkardeşlerden biri koşarak anne babasının yanına gelir ve onlara, dehşet içinde, bazı insanların Hz. Peygamberi tutarak, onun göğsünü yardıklarını anlatır. Ebeveyn telaşla fırlarlar ama Hz. peygamberi, gözlerini gökyüzüne dikmiş, bir tepe üzerinde oturur bir halde bulurlar. Sorduklarında, Allah tarafından gönderilmiş iki meleğin göğsünü açtıklarını, kalbini dışarı çıkararak, Şeytan’a ait kısmı attıklarını, kalan kısmını ise, serinliğini halâ hissettiği semavî bir su ile yıkadıktan sonra eski yerine yerleştirdiklerini anlatır.”[10] Hamidullah hoca olaya tereddütlü yaklaştığından olsa gerek “böyle bir olay nakledilir” ibaresini baştan belirtmektedir. Yine yukarda anlatılan bu rivayet bütünsel olarak düşünüldüğünde akla hemen şöyle bir soru geliyor: Madem bu kadar mühim bir olay eksiksiz bir şekilde rivayet ediliyor da olayı bildiren süt kardeşin isminin ne olduğu bilinmez? Böylesine ciddi bir olayda haberi getiren süt kardeşin bilinmemesi veya bildirilmesi dikkate şayandır. Hadiseyi derinlemesine ele almadan bu konuda ortaya atılan diğer rivayetlere de göz atmak yerinde olacaktır.

Sahih-i Müslim'de Enes bin Malik'den nakledilen bir rivayete göre Hz. Peygamber’e Cebrail (as) geldi. Peygamber efendimiz o esnada diğer çocuklarla oy­namaktaydı. Cebrail O'nu alıp yere yatırdı; kalbini yardı, kalbini dışarı çıkardı. İçinden siyah bir kan pıhtısı çıkarıp attı "Bu, şeyta­nın payıdır" dedi. Sonra kalbini zemzemle yıkadı. Yıkadıktan son­ra kalbini yerine koydu ve göğsünü kapattı. Oyun arkadaşları olan çocuklar Halime'ye koşarak: "Muhammed öldürüldü, yanı­na varın, rengi sararmıştı" dediler. Enes bu hususta der ki: "Ben, Peygamber efendimizin göğsündeki yarık izini görmüştüm."[11] Burada akla ilk gelen soru Enes b. Malik bu izi nasıl ve nerede gördü. Şayet böyle bir iz mevcut ise Hz. Peygamber ile bir araya gelen eşleri niçin görmediler veya bu izden bahsetmediler. Kaldı ki bu işi Cebrail (as) icra ettiyse böyle ameliyat izlerinin olması da düşünülemez. Yine Cebrail bu işi Halime’nin meskun bulunduğu çöl ortamında yaptığına göre Zemzem suyunun çölde nasıl bulunduğu da diğer bir müşkildir. Buhari bu hadisi bildiği halde ravilerinden Hammad b. Seleme’nin hafızası karıştığı için güvenilir kabul etmediği için eserine almadı. Hadis görüldüğü üzere metin ve rical yönünden problemli durmaktadır.

Enes b. Malik’in rivayet ettiği bu hadiseyle Hamidullah hocanın rivayeti ile karşılaştıracak olursak iki rivayet arasında bir çok farklılığın olduğu görülür. En başta göze çarpan fark ise ilk rivayette iki meleğin gelip göğsünü yardığı ikinci rivayette Cebrail (as)’ın gelip bu işi icra ettiği gibi büyük bir farklılık dikkatleri celbetmektedir. Yine bu hadiseleri zikreden ravilerin güvenilirliği de hadisçilerce tartışılmaktadır.

Hz. Peygamber’in göğsünün yarılmasının sebebi ise ayrı bir müşkildir. Göğsün yarılmasından maksat kalp temizliği ise dini manada temizlik maddi değil manevi temizliktir. Kaldı ki masum denilebilecek bir çocuğun kalbinin kirli olması da düşünülemez. Bu olay Hz. Peygamber’in kötülüklerden temizlendiğini göstermek için Rahmani bir mucize olarak telakki edilebilir. Şayet böyle bir telakki söz konusu olsa bu mucize peygamber olmasından sonra olması ve çocukların içinde değil de büyük insanlar arasında gerçekleşmesi gerekirdi.

Bu tür rivayetlerin İnşirah suresi 94. “Biz senin göğsünü genişletmedik mi?” ayetine açıklık getirmek amacıyla ortaya atılmış olma ihtimali yüksektir. Ancak ayet Kur’an bütünlüğünde düşünüldüğünde bahsedilen genişliğin “Allah kimi doğru yola iletmek isterse göğsünü genişletir.”[12] esasıyla aynı olduğu anlaşılır. Kalbin kesilerek yarılması Hz. Peygamber’i yüceltmek için halk veya bazı tarihçiler tarafından ortaya atılan hadise olsa gerek.

Göğüs yarılma hadisesinin iki defa, bir çocukluk döneminde bir de miraçtan önce, gerçekleştirildiğinden bahsedilir. Kanaatimize göre Hz. Peygamber’in miraçtan önce gideceği manevi ortama hazırlanması adına kalp tezkiyesi diye bilinen Şehr-i Sadr (Kalp temizliği)’dir. Kalbin yarılması Şakk-ı Sadr ise Şehr-i Sadr’dan ve bir takım mitolojilerden de etkilenerek ortaya konan abartılı rivayetler olsa gerek.

Hz. Peygamber’in Kişisel Vasıfları: Hz. Peygamber’in insanlar tarafından üstün ve müteal bir varlık olarak görülmesi sebebiyledir ki O’nun kişilik yapısı ile alakalı da bir çok rivayet bulunmaktadır. Sözgelimi İbn Sa’d’a göre Hz. Peygamber bedensel olarak isnaların en yücesi ve en harikası idi. Hatta onun teri misk gibi kokar, cinsel gücü ise kırk erkeğin gücüne denkti. Bu rivayeti biraz daha geliştiren İbn Cevzi’ye göre onun teri sahabe tarafından esans olarak kullanılmak üzere şişelere konulurdu. Daha sonraki müellifler ise onun kırk erkeğe bedel olan cinsel gücünü cennetteki kırk erkeğin sahip olduğu güç olduğunu dünyada ise bunun yetmiş kat fazla olduğunu belirtirler.[13] Gariptir ki cennet hakkında derinlemesine bilgiler bulunmamasına rağmen cennet erkeklerinin gücünün şiddetinin bilinmesi hayli şaşırtıcıdır. Unutmamak gerekir ki Hz. Peygamber’de bizler gibi bir insandı ve insan olarak yaşadı. Elbette vahye muhatap bir peygamber olması hasebiyle diğer insanlardan farklı bir konumdadır ancak ona sahip olmadığı vasıfları yüklemekte doğru değildir.

Kısaca özetlemek gerekirse nasıl ki genel tarih anlatımında tarafsızlık problemi varsa bizim İslam tarihi alanında da tarafsızlık probleminin odluları görülmektedir. Bir biri ile çelişen ve kaynaklara sonradan ilave edilen malzemeler bu realiteyi gösterir. Ancak şu bir gerçek ki İslam Tarihi alanında sıkıntılı rivayet sayısı 3-5 tanedir. Yukarda anlatılanlar da bunların bazılarıdır. Bu sıkıntının da olması normaldri çünkü tarihi yazan ve devam ettiren insanoğludur. Ancak İslam tarihi açısından şanslı görülmekteyiz çünkü bu alanda yazılan ve günümüze ulaşan bir çok sağlam kaynak elimizde bulunmaktadır.

HATEM


--------------------------------------------------------------------------------

[1] Ebu Abdullah Muhammed b. İsmail el- Buhari, es-Sahih, Enbiya Bölümü, IV, 142

[2] Hz. Peygamber’in Nübüvvetinin çocukluğuna kadar indirilmesinin sebebi hiç şüphesiz Kur’an’da bahsedilen Hz. İsa ve Hz. Musa’nın çocukluk evrelerinde göstermiş mucizenin benzerini Hz.Peygamber için de göstererek onu yüceltmektir.

[3] Hz. Adem henüz ceset iken onun peygamber olduğuna dair nakiller mevcuttur. Ancak bu tasavvufi çevrelerce itibar gören ilmi çevrelerce pek de kabul görmeyen bir fikirdir.

[4] Ali b. Burhaneddin el-Hâlebî, es-Siretu’l-Halebiyye, Buyrut ty, I, 49-50, Ebu’l-Kasım Abdurrahman b. Abdullah es-Süheyli, er-Ravdatu’l- Unuf, II, 160-161

[5] Ebü’l-Fida İmaduddin İsmail b. Ömer İbn Kesîr, el-Bidaye ve’n-Nihaye, Çağrı yayınları, İstanbul, Çev. Mehmet KESKİN, II, 416

[6] Ebu Muhammed Abdulmelik b. Hişam, es-Sîretu’n-Nebeviyye, tah. Mustafa es-Saka, Kahire 1955, I, 158-165; Muhammed ibn Sa’d, er-Tabakatü’l-Kübra, Beyrut 1985, I, 93; İbn Kesîr, 415-430

[7] Bu hususta bkz. Ahmet ÖNKAL, “İslamtarihçiliğinde Tarafsızlık Problemi” İslami Araştırma Dergisi, c.: VI, s. : III, s. 192

[8] İbn Sa’d, I, 103

[9] İzzüddin Ebu’l-Hasan Ali b. Muhammed İbnu’l-Esîr, Üsdü’l Ğâbe fi Ma’rifeti’s-Sâhâbe, Beyrut, I, 20-23

[10] Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, ter. M.Said Mutlu, İrfan Yayın Evi, İstanbul 1967, s.40

[11] Ebû Huseyn Müslim b. Haccac b. Müslim, es-Sahih, tah. M. Fuad Abdulbaki, İstanbul 1981, s. İman Bahsi 261, I, 147 Muhammed Ebu Zehra, Hatemü’n-Nebiyyin, ? I, 146-127

[12] En’âm, 125

[13] Mehmet Özdemir, “Siyer Yazıcılığı Üzerine” Maddesi, Milel ve Nihal İnanç, Kültür ve Mitoloji Araştırma Dergisi, c.4, s. 3 Eylül Aralık 2007, s. 135-136


Rivayetlere bu kadar bağlı olduğumuza göre o zaman yukarıda yazarın bana göre sağlıklı bir değerlendirmeyle doğru bir şekilde ortaya koyduğu peygamberimizin cinsel gücünün kırk erkeğe denk olduğu meselesini nasıl değerlendireceğiz.. şöyle mi?
peygamberimizle ilgili herşeyi akılla çözemeyiz.eğer rivayetler böyle diyorsa böyledir.. bundan da ibret ve ders çıkarmak gerekmektedir şeklinde mi?

zor diye bir şey yoktur
imkansızı başarmak biraz vakit alır
_____________
Bal bal demekle ağız tatlanmaz.
05-14-2010 11:42:46 AM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
CANCAN Çevrimdışı
Aktif Üye
**

Mesajlar: 698
Üyelik Tarihi: May 2009
Rep Puanı: 374
Mesaj: #8
RE: Örümceğin Ağı ve Güvercinin Yumurtası?
4. sınıf ders kitabında "Örümcek Adına İnen Sureyi Anlatıyor" başlıklı bir okuma parçası var ve bu rivayetten orada da bahsediliyor.Benim bildiğim Recai Doğan hoca uydurma haberlere itibar etmezdi ama.

En karanlık an, şafaktan az öncedir.
05-14-2010 19:03:06 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
HeYuL@ Çevrimdışı
Aktif Üye
**

Mesajlar: 732
Üyelik Tarihi: May 2009
Rep Puanı: 482
Mesaj: #9
RE: Örümceğin Ağı ve Güvercinin Yumurtası?
(05-14-2010 00:35:35 AM)HeYuL@ Yazılan: Linkleri Görebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Üye Olabilmek İçin Lütfen Buraya Tıklayınız.itiraf etmeliyim ki buradaki hocalarımızınbu konuyla ilgli görüşlerini çok merak ediyorum ve sabırsızlıkla değerlendirme yapmalarını bekliyorum.. eminim ki yazdıklarını da keyifle okuyacağım..

dostlar gerçekten görüşlerinizi merak ediyorum.. lütfen düşüncelerinizi bizimle paylaşım..

zor diye bir şey yoktur
imkansızı başarmak biraz vakit alır
_____________
Bal bal demekle ağız tatlanmaz.
(Bu Mesaj 05-17-2010 18:26:29 PM değiştirilmiştir. Değiştiren : HeYuL@.)
05-16-2010 12:22:05 PM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
ahmed60 Çevrimdışı
Forum Üstadı
****

Mesajlar: 3,572
Üyelik Tarihi: May 2009
Rep Puanı: 366
Mesaj: #10
RE: Örümceğin Ağı ve Güvercinin Yumurtası?
Araştırmacı ve sorgulayıcı anlayışınızdan dolayı sizi tebrik ederim Heyula hocam.Son yaptığınız alıntıda güzel yorumlar var.Özellikle şu kısım herşeyi özetliyor bize:

Sevdiği kişi veya varlığı üstün tutmak, ona belli bir konum ve değer atfetmek; sevmediklerin ise aşağı görmek hatta ondan uzak kalmak insan oğlunun fıtratından kaynaklanan bir durumdur. Bu fıtrat sebebi iledir ki insanoğlu tarafından sevilen kişilikler müşahhaslaştırılır ve yüceltilirler. Üstelik bu kişi, tarihin eski dönemlerin itibaren sevile gelen ve asırlarca da sevgisi devam edecek manevi boyutu olan bir kişilik ise, insanlar tarafından pek çok noktada yüceltilir hatta hakkında aslı astarı olmayan bir çok rivayetler kendisine atfedilir.

Bu fıtri duygunun temelinde ise o kişiye duyulan özlem, o kişiyi kendi hayali ile özdeş kılmak, onu üstün ve müteal görmek, o kişinin hayatındaki bilinmeyen noktaları hayırlı kılmak gibi bir çok etken bulunur. Safiyâne niyetlerle ortaya çıkan bu tür atıflar sözlü kültür ile dilden dile dolaşarak toplum gündemine sahih bir olaymış gibi yerleştikten bir müddet sonra yazılı kültüre sirayet eder ki bundan sonra artık sahih ve muteber bir rivayet halini alır. Yazılı gelenekte ise hikaye, masal, şemail, menkıbe, efsane gibi abartı ve övgü üzerine kurulu anlayışın var olması da insan oğlundaki yüceltme fıtratının gelişmesini ve yüzyıllarca devam etmesini sağlamıştır.


Artık akılla bağdaşmayan,gerçeğe aykırı olduğu kısa bir tahlille bile anlaşılan rivayetleri sorgulamaktan korkmayalım.Çünkü dinimizin biricik kaynağı Kur'an akledip düşünmeyi farz kılmış,akledip düşünmeyenlerin rics ve kepazelik içerisinde kalacaklarını belirtmiştir.

Zaten burada da görülmüyor mu bu fark?Kültürden ve atalardan gelen herşeyi akledip düşünmeden olduğu gibi kabul eden ve çelişkilerle akıl dışı anlayışlarla karşılaştığında "büyükler ne demişse doğrudur!" deyip ucuzluklara ve kapasite yoksunu anlayışlara bel bağlayanlar ile Allahın düşünme melekemize olan güvenini pekiştirmek için din adına ortaya atılan herşeyi sağlam bir muhakeme ile sorgulayıp doğru ve hak olana teslim olma fıtratını seçenler?
Bir de iki arada bir derede olanlar var ama onlar genelde tokmak kimdeyse ona meyledenlerdir vesselam.

Nebiye atf ile binlerce herze uydurdun.
Yıktın da dini mübini yeni bir din kurdun.
Doğrudan Kuran'dan alarak ilhamı.
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam'ı.
(Bu Mesaj 05-16-2010 12:46:41 PM değiştirilmiştir. Değiştiren : ahmed60.)
05-16-2010 12:44:27 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 2 Misafir

İletişim | Dindersiforum.com | Yukarıya dön | İçeriğe Dön | Hafif Sürüm | RSS