Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 1 Oy - 5 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Hüseyin Atay'dan çağımıza reçeteler
Yazar Mesaj
ahmed60 Çevrimdışı
Forum Üstadı
****

Mesajlar: 3,571
Üyelik Tarihi: May 2009
Rep Puanı: 366
Mesaj: #1
Hüseyin Atay'dan çağımıza reçeteler
1- Birinci usul kaidesi şu tutum olmalıdır: Mezhep imamlarının usul metod kaideleri ve ilkeleri olduğu gibi kabul edilmeyip tekrar geçerlilikleri ve gerçeklilikleri gözden geçirilmelidir.

2- Hz.Peygamber’in sünneti ve hadisleri tekrar sınıflanmalı ve hiç bir zaman Kur'an’a ilave yapmak için ona eş tutulmamalıdır.

a) İmam-ı Şafii'nin şu görüşü iyi incelenip anlaşılmalıdır: "Hz.Peygamber’in her dediği şey ancak Kur'an’dan anladığıdır".

b) Hz.Peygamber’in siyasi ve idareci olarak, kadı olarak ve bir insan olarak söylediği sözler arasındaki değerlendirme yeniden ele alınmalıdır.

c) Hz.Peygamber’in sözleri ve sünnetleri arasındaki ihtilaf ve tenakuzlara neshi sokmadan her birini bulunduğu şartlar içinde ayrı ayrı değerlendirmelidir ve her biri için topluma veya toplumun bir durumuna cevap vereceği düşünülmelidir.

d) Hz.Peygamber’in sözleri ve sünnetleri bulundukları şartlar içinde değerlendirilip kendilerini aynen örnek almayıp amaçlarının tahkik edilerek benzer ihtimallere gitmeye cevaz verilmelidir.

e) Hz.Peygamber’in sözleri ve sünnetlerine dayanarak imamların verdikleri hükümleri ve yaptıkları değerlendirmeleri yeniden değerlendirmeye almalı ve başka hükümleri çıkarmaya gayret etmeli ve fikir üretmelidir.

f) Hz.Peygamber’in sözlerinde yanıldığını sahabe ortaya koymakla ne sahabe dinden çıkmış sayılmış ne de Hz.Peygamber’in peygamberliğine bir eksiklik gelmiştir. Sahabenin döneminde yanlış olduğu ortaya konamamış olan bir hadisin sonradan yanlışlığının anlaşılması ile insanın dinden çıkması gerekmeyeceği gibi Hz.Peygamber’in de peygamberliğine bir eksikliğin gelmesinin kabulüne gidilmemelidir.

3- Sahabenin sözlerinin hiç bir surette Hz.Peygamberin sözleriyle denk tutulmaması gerektiği gibi, bunu mutlaka peygamberden duymuş olabileceği gibi yanlış bir te'vile de asla gidilmemelidir.

4- Rivayetlerdeki ihtilafa önem vermeli ve ihtimal olan yerde istidlale gidilemiyeceği kaidesi yürütülerek hadisin doğruluğu ve sağlamlığı şüphe ile karşılanmalıdır.

5- Hadis alimlerinin ve fukahanın hadislere çok müsamahalı baktıklarını mevzu olan hadise çoğu kez zayıf demekle onu sahih olmaya yaklaştırıp ona bir nebze de olsa meşruluk tanıdıklarını göz önüne almalıdır.

6- Her ravinin ideolojisi, siyasi tutumu, anlayış ve tahsil durumu ve çevresi incelenerek ona göre rivayetini ele almalıdır. Her sahih denilen hadis sahih olmayabilir,kaidesini unutmamalıdır. islam en büyük sıkıntıyı hadisten çekti, hala da çekmektedir.

7- İmamların sözlerine değil, delillerine bakılmalı ve delilleri de vurulmalıdır.

8- Yeni usul kaideleri koyma yönüne gidilmesi düşünülmeli ve buna iyi niyetle cesaret edilmelidir.

Şimdi değişmesi gereken bir kaç fıkhi meseleden örnekler verelim:

1- Günde beş vakit farzların önünde ve sonunda bulunan önceleri da sünneti müekkede denilen artık, fazla namazların yerlerini değiştirmeli ve bunların nafile olduğu, nafilenin de zamanı, mekanı ve sayısı olmadığını ortaya koymalıdır. Nafile namazın hiçbir işi, gücü olmayan, yaşlı insanları meşgul etme oldukları açık açık anlatılmalıdır. Vazifeye, derse, otobüse, dükkana, işe zamanında gitmenin farz namazdan daha çok farz olduğu, gecikildiği dakikaya tekabül eden haksız kazanç olduğu vurgulanmalıdır.

2- Cuma günleri iki ezandan biri ictihadidir ve artık gereksizdir, Zuhru ahir diye uydurulan namaz kaldırılmalıdır. İbadetlerde içtihat halde bu yanlış uygulamanın akli ve nakli delili yoktur. Zamanımızda bütün hayatı durdurduğu her an yaşanan bir durum olduğu için saniyeye bile değer verilerek şekli ve vakitli ibadetler ona göre ayarlanmalıdır.

3- Müslümanların hala haysiyet ve şerefi ile oynayan üçten dokuza yani bir sözle üç boşu verme hükmünün yanlışlığı açıkça anlatılmalıdır. Hala yaygın bir boşama usulü olan bu yol Hz.Ömer’in bir içtihadına dayanmaktadır, geçersizliği vurgulanmalıdır. Fukaha istediği zaman hadise ve ayete istediği manayı verip, te'vil getirdiği halde on dört asır, aileleri perişan eden bu tür boşamanın yanlış olduğu anlatılmalı ve halkın şerefine nem verilmelidir. Bir İçtihattan dolayı tarih boyunca ve günümüzde kentlerde bile bu gibi boşanmalara rastlanmakta, fıkıh kitapları mutlaka ayrılmayı öngörmekte ise de kafasızlar ve ahlaksızlar hülleyi çözüm yolu olarak göstermektedirler. Adamın hemen pişman olması da karısını boşamaya niyetli olmadığını göstermektedir.Bir ailenin yıkılmaması ve şerefinin bin içtihattan ,daha kıymetli olduğunu kabul Kur'an’ın deyimiyle şerefin ve izzetin müslümanlara ait olduğunu ancak münafıklardır hükmüne girmektedirler.

4- Millet bu kadar geri kalmışken, fabrikası yok, silahı yok, savaş uçağı yok, okulu yok, okuyacak kitabı yok, yurdu yok, gece on ikiye veya sabaha açık kütüphanesi yokken nafile olarak hacca ve umreye milyonlar harcanma saydığımız şeyleri yapmanın ömrü boyunca hac ve umre yapmasından daha önemli daha farz ve daha sevap olduğunu anlatılmalı ve milletin bu servetini toplatıp bunları yapmaya özendirmeli ve halkı bu yönde irşad etmelidir. Bunu da kalpazanların, sahtekarların eline düşmekten de kurtaracak yöntemler düşünmelidir. Mesela her vilayetin hacılarının parası onların gözü önünde o vilayette dediğimiz kurumlardan en çok hangisine muhtaçsa ona aktarılmadır.

5- Boşanmanın ancak iki şahidin yanında olacağı iyi anlatılmalıdır.

İşte size büyük alimlerden İmam Cüveyni ve babası Ebu Muhammed Cüveyni (438 H. 1046 M.), Ebu İshak İbrahim b. Muhammed (418 H.1027 M.), Ebu Ali Senci (430 H.l038 M.), İmam Nevevi ve İbn Salah'ın fetvası şudur: Farzı kifaye yani toplumla ilgili farzlar, farzı ayndan daha önemli ve daha faziletlidir. Çünkü farzı kifayeyi yapan, bütün ümmeti günah işlemekten, kötü yola sapmaktan korumaktadır.
Şüphe yoktur ki o bütün müslümanların yerine dinin en önemli işlevlerinden birini yerine getirmiştir. Bazı kimseler, Hüseyin Atay fikirlerini çok cesurca söylüyor diye tenkit ediyorlar. Halbuki görüyoruz ki Hüseyin Atay bu cesaretini geçmiş büyük alimlerden alıyor, yine de bazan onlar kadar cesur sayılamaz.

Şimdi yukarıdaki fetvaya göre farz olan hac yerine, bulunduğu yerde müslümanların muhtaç oldğu bir şeyi yapmak daha farzdır. Namaz da farzı ayn'dır. Namaz kılma zamanında doktorun bir müslümanı ameliyat veya tedavi edip hayata kavuşturması daha önemlidir ve dinde daha büyük bir farzdır. (**) Çünkü Kur'an’da bir insanı dirilten bütün insanları diriltmiş gibidir. Hacca ve umreye gidecek kimse parasıyla bir öğrenciye yardım etmesi, basılacak bir kitabı bastırması, kitaplardan kütüphanelere nüshalar alıp vermesi daha büyük bir farzdır. İşte bu gibi sosyal farzlara, kifai farzlara yönelmelidir. İslamda farzı ayınlar, insanı sosyal hizmetlere alıştırmak için bir eğitim vasıtasıdır.

6- Kur'an’ı Kerimin lafızlarını ve kelimelerini okumaya önem verildiği kadar, manasının öğrenilmesine de önem verilmeli ve ona göre iş yapmanın gerektiği açık açık anlatılmalıdır. Kur'an’ın lafzının öğretilmesinde ve öğrenilmesinde hiç bir şart olmadığı, abdest gusül ve kadınların başlarını kapamak gibi şartların bulunmadığı gibi iman da şart değildir. Yoksa putpereste Kur'an nasıl öğretilecektir. Abdest, gusül sadece namaz için şarttır. Kadınların başlarını örtmeleri İslamın hükmüdür, ama hiçbir ibadetin şartı değildir.

İslamda fuhşun ne kadar yasak olduğu ve lanetlendiği bilinmektedir. Fuhuş yapmakla onu yaymak, propagandasını yapmak arasındaki fark şudur: Fuhşu yapıp gizli kalıp tevbe ederse günahı affolur. Ama yayar, propagandasını yapan, ister bu işi yapan olsun isterse olmasın, azaba duçar olur. Daha da acısı, kendisi yapmadığı ve reklam da etmediği halde başkası tarafından yapılmasına gönülden razı ise ve Müslümanlar arasında yayılması hoşuna gidiyorsa, dünya ve ahirette can yakıcı bir azaba uğrayacağının anlatılması gerekmektedir.

8- Dinde kolaylık üzerinde durulmalıdır. Yüce Allah Kur'an’da kolaylık ve zorluk çıkarmamakta olduğunu, Hz. Peygamberin de aynı yolu tuttuğu bildirildiği halde, ayak takımı, din kültürü ve bilgisi çok sığ olanlar, dinde zorlaştırılmayı ve en temel ilke haline getirmiş ve millete mal etmekte başarı ya ulaşmışlardır. Aklı başında olduğu sanılan alimler de bu zorlamayı ellerinden geldiği kadar yapmaktadırlar.hadise dayanmak en basit bir şey, Hz.Peygamberin ağzından bir hadis uydurmak gayet kolay hemen herkes incelemeden, araştırmadan Kur'an’la ve felsefesiyle uyuşup uyuşmadığına bakmadan hadisi alıp nakletmek, bilgiçlik taslamak en çıkar yol olmuştur.
‘’Ibadetlerin en faziletlisi en zor olandır." diye nakledilen hadisin aslı astarı olmadığını Ibn el-Kayyum söylemiştir. Ama tutmuş Aliyyülkari "Büyük Uydurmalar" el-Mevzu'at’ül-Kubra adlı kitabında manasının doğru olduğunu söylemesi akıl alacak bir savuma değildir.
İşte dinde zorluk açık ve seçik olarak reddedildiği halde böyle uydurma hadisler te’vil edilerek zorlaştırma esas ilke haline getirilmiştir. Dinde esas ve şaşmaz ilkeleri Kur'an'la, akılla ve sağlam hadisle ortaya koyup aykırı olanları düzeltme cihedine gitmek farzı kifayedir. Genç bir hanımın bana yazdığı bir mektuptaki şu ifadesini buraya almak istiyorum: Sizin kitabınızı okuyunca huzura, rahata kavuşuyorum yapabileceğimi öğreniyorum." İşte kolaylığın en veciz ifadesi, herkese daha çok Müslümanlık yaptırabilmektir. Bu da Müslümanları çoğaltacak ve daha bağlı olmalarını sağlayacaktır. Maşallah din görevlileri dinden nefret ettirme ordusu gibi nere gerek bırakmamaktadırlar.

9- İslam'da, "her koyun kendi bacağından asılır" kaidesi hiç kimse başkasının yükünü çekmez, yani sorumluluğunu taşımaz, her insan yaptığına hakkı olur(15) ayetlerine dayandırılarak, başkasının yaptığının sorumluluğundan kaçmak yalnış anlaşılmaktadır. Bir insanın bir işle ilişkisi üç şekilde olur:

a) O işi kendisi yapar,
b) O işin yapılmasına sebep olur,
c) O işin yapılmasına sevinir, hoşuna gider.

Bu üç durumda da insan sorumlu olur. Burada önemli olan © bendidir. Başkası yaptığı halde ve kendisi sebep olmadığı halde yapılan kötü her işe, haksızlığa,zulme razı oluyorsa ve bunlar onu sevindiriyorsa, gönlünden onları alkışlıyorsa en büyük sorumluluğu yükleniyor ve ateşe atılacağı, Allahtan başka onu kurtaranın olmayacağı Kur’an’ın en sert uyarılarından olmak üzere anlatılmaktadır. İslam'da ‘’Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" deyimi temelinden reddedilmiştir.Islamda vurdum duymazlık bana ne! deyimleri geçersiz ve dahası günahtır. Işte zikrettiğimiz bu a,b,c bentleri İslamın ana ilkeleri ve Kur'an ayetleridir.

Millet zulümden, haksızlıktan açlıktan kırılıp dururken, bir müslümanın bunları yapmaması veya bunlara sebep olmaması. yetmez onları yapanları lanetlemesi ve onlara öfke duyması, gönlünden buğzetmesi Islamın esas hükümlerındendir.Buna kamu vicdanı denir. Kamu vicdanında lanetlenen ve öfke duyulan bir iş yapılamaz.Müslümanlar bu vicdanı da kaybetmiş bir durumda; oh! ne güzel yapmış, aferin adama! gibi ifadeler kullanması cehennemlik olmasına ve Allahsız kalacağına delalettir.
İslamın bu sosyal temel ilkeleri, millete, açık yetenekli kişilerce anlatılmalıdır. Zulmün karşıtı ve nakizi olan adalete Kuranın ve peygamberin verdiği önemi de iyi anlatıp vurgalamak nasıl bir şey olduğunu olaylarla belgeleyerek anlatmak, dindeki değerini belirtmek farzdır. Bunların namaz farzından önce geldiğini bildirmek de farzdır. Çünkü içine helal ve haram girmektedir.

10- On dört asırlık İslam tarihinde ahlak bir ilim haline getirilecek şekilde nazariye ve kural olarak ortaya konmamıştır. Bazı ahlak kitapları yazılmışsa da ilmi bir disiplin haline getirilmemiştir. İslam ilimieri terimi ile söylersek ciheti vahdeti olan bir ilim olarak yazılıp çizilmemiştir. Oysa İslam ahlaktan ibarettir, denecek kadar ahlak Kur'an'ın ilkelerini içine alır. Ahlak, insan davranışlarının bütün kurallarını koyar. Bütün kanuni davranışlar, hareketler, insanın hareket ve hareketsizliği ahlak kapsamına girer.
Müslüman toplumların bir fıkıh sistemi, bir kelam sistemi, bir usulü'l-fıkh sistemi, bir tasavvuf sistemi olduğu halde bir ahlak sistemi yoktur. Oysa ahlak bütün bu sistemlerdeki davranış ve fiillere yön verecek bir sistemler ve felsefeler bütünüdür.

Zamanımızda bütün insan faaliyetleri hep kanunlara göre yürütülmeye ve düzenlenmeye çalışılıyor. Ama ahlak, kanuni faaliyetleri de içine alacak şekilde görünürdeki ve görünmezdeki insan davranışlarına yön verir. Toplumda amir ahlakı, memur ahlakı, patron ahlakı, işçi ahlakı öğrenci ahlakı, öğretmen ahlakı, ticaret ahlakı olmadığı için toplum gayesiz bir nihilizme gitmektedir. İşte bütün bu ahlak türlerini ele alacak, inceleyecek, ilmini yapacak İslamın ahlak görüşlerini toparlayacak olanlar İslamın filozof ve alimleridir. Milletin, devletin en büyük görevi bunları yetiştirmesidir. Aksi takdirde nihilizm kaçınılmaz bir son olur.

11- İlme önem verme zorunluluğu vardır. İslamda ilim imandan önce gelir. İlimsiz iman saçmalık ve hayaldir. İman sözlük anlamında tasdik ve benimseme olduğuna göre önce bilinecek sonra tasdik edilecek ve benimsenecektir. İlk üç asır müslümanları birbirlerini i1imle tanımlıyor ve tanıyorlardı. Böylece ilme en üstün değeri vermişlerdi. Sonrakiler ve şimdikiler birbirlerini hep imanla tanımlıyor ve tanıyorlar. Falanca imanlıdır, parolası geçerlidir. İlk Müslümanlar, falanca imanlıdır, diye değil, filanca alimdir parolasına önem verdikleri için İslam medeniyetini kurdular On küsür asırdır imanlı (!) müslümanlar hep hazır yiyorlar, artık her şeyi bitirdiler, yiyecek bir şeyleri kalmayınca, düşmanlarından dayak, tokat yiyorlar, gene de akılları başlarına gelmiyor, ne iştir, bilinmez.

İlim öğrenmenin yolu elbette kitap okumakla başlar. Ama sırf kitaptakini ezberlemek, hep öğrenmede kalmak olur, böyle kitaba bağlı kalan alim olamaz. Kitabın dışına çıkmak lazımdır. Kitabın dışına çıkmak ancak ilim yapmakla olur. İlim okumak ve öğrenmek ile ilim yapmayı birbirinden ayırmak lazımdır. Mukallidler hep ilim okudular ama ilim yapmadılar. Kitapta böyledir, demek ilim değildir, ilim kitaptaki yanlıştır, diyebilmektir. Kitaptakinin yanlış olduğunu diyecek kadar ilme sahip olmayan kimse, sahip olan kimseyle tartışma hakkına da sahip değildir. Kitabı aş ana kitap delil getirilemez. Kitaba bağlı kalan ve onun dışına çıkamayan kimseye Külliyetü'şeriadaki hocanın ifadesi ile, Kitaba mahkum, yani kitap kendisine hakim olan kimse denir. Yine aynı hocanın ifadesiyle kitaba hakim olana alim denir. Kitabı okuyup anlamak, insanı malumat sahibi yapar, alim yapmaz, ama kitabı okuyup kitapta olmayanı anlayan alim olur, alim ünvanını alır.
Kitaptakileri bilene malumat sahibi, kitapta olan alim denir. Malumat sahibi bilineni öğrenir alim ise bilinmeyeni bilir, bilinenden bilinmeyeni öğrenir. İşte on bir asırdır taklitçi zihniyet hep bilinenle meşgul, yeni bilmeye çalışmamıştır. Zamanımızda bilineni de bilmeyenler allame,bilgiç kesilmektedirler. İslamın belini doğrultamamasının sebebi bu bilmedikleri yani mürekkep cahiller yüzündendir. Onlar millete de, devlete de, siyasete de hakimdir. Biz ilim dediğimiz zaman ilim yapan, kitaplara hakim olan alimin ilmini kastediyoruz. İslam dünyasında herkes ilmi över, ama alime düşman olunur. Bunu yetişmez, millet de şahsiyetini koruyamaz, şamar oğlanına döner. Halkı ilim adamını sevmeye, ona yardım etıneye, her türlü imkanı sağlamaya çağırma, teşvik etme dindarların dini görevidir. Hükümete iş bırakılırsa olacağı budur.

12- İslamda tebliğ ve irşad nazariyesi: Kur'an’ı Kerim insana şu üç şeyi getirmiştir:Neyi, niçin, nasıl yapacağını öğretmek.

a) İnsan ne yapacak. Dürüst olacak, adil olacak ve adalet dağıtacak insanları tek bir ailenin fertleri Allahın kulları kabul edip onlara yardım edecek onlarla yardımlaşacak, kimsenin hakkına saldırmayacak ve başkasının kendi hakkına saldırmasına fırsat vermeyecek, kimsenin sırtından geçinmeyecek, çalışkan işinde maharet sahibi, ahlaklı yani, nezaketli ve disiplinli olacak. İşte Kur'an tarafından insanın yapması istenen şeyler bunlardır.

b) İnsan bunları niçin yapacaktır? İnsan ilerisini düşünen ve geleceğini en üstün şekilde teminat altına almak isteyen bir varlıktır. Bunları yapmakla insanlığın üst derecelerine çıkacak ve böylece mutluluğu elde edecektir. Insanın en büyük; amacı en mutlu olmaktır. Bu dünyada mutlu olmaya, bunları yaparak ulaşacağı gibi, bunları elinden geldiği kadar en iyi yaptığı takdirde ölümden sonraki hayatla da mutlu olacaktır.Bu mutluluklara, ulaşabilmek, bu mutlulukları verecek Allaha kendini beğendirecektir.İşte en büyük mutluluk insanın kendisini Allaha beğendirmesinde yatmaktadır.

c) Şimdi buna insan nasıl ulaşacaktır? İşte Kur’an’ın asıl amacı;asıl amacı insana bu yolu yöntemi ve nasılı anlatmak ve göstermektir. Ama Kur'an insanın ney'i, niçini ve nasılı yapabilmesinin ilimle mümkün olacağını bildiği için, önce insana okumayı tavsiye etmiştir. İnsan okumakla ilim öğrenecek ve bu ilimle bu üç meseleyi halledip mutluluğa ulaşacaktır. İlim öğrenmesine Kur'an çok titizlik gösterir ve bilmediği şeyi bilenden öğrenmesini emretmektedir. Kur'an öğrenmeyi ve okumayı insanın arzusuna ve keyfine bırakmaz, onu dini bir vecibe ve en önemli bir görev olarak insan yükler.İlim öğrenecek bilmediğini bilene sorduğu zaman, bilen de bildiğini öğretmekten kaçınmayacak, işte bunu Kur'an ayetiyle bir hüküm olarak ortaya koymuştur yani bilen ilmini saklamayacaktır (17). Kur'an öğrenme ve öğretmeyi isteğe bağlı kılmamıştır. İnsan mutlaka öğrenecek ve öğretmeni de bildiğini söylemekle sorumlu tutmuştur. Kur'an, insanı öğrenmeye teşvik ederken, önündeki engelleri de kaldırmakta ve öğrenme şartlarını hazırlamaktadır.
Ayrıca Kur'an, insanları irşad etmek, onlara yol ve yordam göstermek için herkese şamil olmak üzere emir çıkarmaktadır. Ne var ki bu emri nasıl yapılacağından hareket edilerek, bu irşad ve iletişimi yapacakların nitelikleri ortaya çıkıyor. Kur’an herkesin degil, ama ilim sahibi, hikmet sahibi, konuşması etkili olan ve nezaket ve terbiye ehli insanlara Allah’ın yoluna davet etmelerini emretmektedir.
Kur'an hikmetle çağır, demekle hikmeti bilmeye de emir veriyor. Hikmet kelimesi çok güzel seçilmiş bir kelimedir. İçinde iyi düşünme, faydalı ve ölçülü davranma, ilim ve iyi ahlak anlamları bulunmaktadır. Bunları bilmeyenin irşatla görevlendirilmesi cinayet ve Kur'a’na muhalif değil midir? İslam dünyası bu muhalefeti sürdürmektedir. Bunlar, akıllı kimseleri, düşünmek isteyenleri dinden uzaklaştırmakta başarıya yürümekte ve kabahati de düşünenlere atmakta mahirdirler. Ama cehaletlerini bilmiyorlar ve kendileri dini görevi kötü kullanıyor ve kullandırıyorlar. Kur'a’na zıt olan yol, yöntem ve yanlış bilgi ile Kur'a’na ve İslama hizmet edilmez.
Samimi müslüman ne yapacağını öğrenir, düşünür, yapar. Kur'an, "bir güzel öğütle çağır" diyor. Öyle ise güzelin ne olduğunu, öğütün ne olduğunu ve bunu ne zaman, nerede ve nasıl kullanacağını bilmeyen beceriksiz, cahil kekeme, tutuk ve sakat kimselerin Osmanlı döneminde 1914 yılında açılan vaizlik medresesine Medresetü'I-İrşad) bile alınmadığına dikkat ederek, güzel öğüt verecek insanları yetiştirmeye gitmek gerekmektedir. En güzel şekilde tartışabilmek için mantığı, felsefeyi ve düşünme yollarını, tartışma yöntemlerini bilmekten başka çare yoktur. En güzel şekilde tartışmak için cedel ve belağati, hitabeti ve adab-ı münazara ilmini iyi bilmek gerekmektedir.

İslam dünyası İslam dinini yabancılara, ilerlemiş milletlere anlatması bir yana vatandaşına anlatmaktan aciz kalmıştır. Bunun sebebi siyasiler ve idarecilerdir. Bu idarecelerin içinde Diyanet Teşkilatındaki idarecileri öncelikle zikretmek ve sorun tutmak dindar ve samimi müslümanın görevidir ve bunu düzeltmek için gerek siyasilere, ve gerekse idarecilere bunu anlatması ve ıslahını ısrarla istemesi emr-i bi'l-ma'rufun içine girdiğini bilmesi lazımdır.

Sonuç olarak, geleneksel din, yani fukahanın anladığı din ile Kur'an’ın anlattığı, arasında fark olduğunu din ile din kültürünü, diğer bir deyimle fıkıh ile şeriatı ayırarak dini çalışmaların ve araştırmaların yapılmasına maddi imkan ve manevı hürriyet tanımak ve ona göre çalışmalara iyi niyetle hız vermelidir. Hz.Peygamber’in içtihat" ları da dahil hiç bir içtihat din değil, din kültürü yani alternatifi düşünebilecek bir fikir kabul edilmeli, dini nas sadece vahiy olup onun doğru anlaşılmasına bakılmalı, yegane ölçü akıl ve vahiy (Kur'an) alınmalıdır.

Son olarak burada şu beş cümleyi tescil ederek okuyuculara iletmek ve üzerinde düşünmelerini önermek istiyorum:

a) Fıkıh hayattan çekilmiş, bütün olarak tarihe geçmiş ve tarih olmuştur,

b) Kur'an yaşıyor ve insanları irşada devam ediyor,

c) Fukaha ölmüştür ve bize büyük bir din kültürü serveti bırakmıştır. Allah mekanlarını cennet etsin,

d) Allah hayyun la yemüt'tur. Ezeli ve ebedi hayata sahiptir. Kainatı yönetiyor insanları koruyor, aydınlatıyor.

e) Yeni fukahaya ihtiyaç vardır. Allah yetişmelerine ve çoğalmalarına yardım etsin.

1.Din Şurası Tebliğ ve Müzakereleri (1-5 Kasım 1993), Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 1995.

Nebiye atf ile binlerce herze uydurdun.
Yıktın da dini mübini yeni bir din kurdun.
Doğrudan Kuran'dan alarak ilhamı.
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam'ı.
(Bu Mesaj 09-14-2009 21:15:17 PM değiştirilmiştir. Değiştiren : ahmed60.)
09-14-2009 20:59:47 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
ÖZTÜRKce Çevrimdışı
ddf özel üyesi
*****

Mesajlar: 1,048
Üyelik Tarihi: May 2009
Rep Puanı: 940
Mesaj: #2
RE: Hüseyin Atay'dan çağımıza reçeteler
Ahmet hocam bu alıntıladığınız Hüseyin hocamıza ait bu yazı her cümlesi ezberlenecek ve uygulanacak bir prensipler menzumesi.
Tesbitleri ilk tebliğ ettt,iği senelerde okumuştum. Tabii işin üzerie yatıldı,ipe un serildi.
Her satırına imza atıyorum.
İnşaallah sorumluluğu olan yetkiler de 15 senelik uykularunda uyanırlar ve bir daha düşünürler.
Keşke herkes ama her arkadaş okusa, düşünse keşke.
Bunun için alt yapı şart tefsiri dirayetiyle, rivayetiyle hadisleri ise zayıfını, nesh ini, şazz ını, garib ini, ahadini bilecek kadar konuya vakıf olmak gerek.
Değilse "külli yanlış " diyerek ucuz yoldan eleştiriverir insan.
Çünkü insan bilmediğinin düşmanıdır
Tekrar teşekkür ederim ahmed hocam. Sağolun.

"İYİ DEĞİLİM" demek ne haddimize. ŞÜKÜRler olsun Her halimize.
09-15-2009 00:16:47 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
küheylan Çevrimdışı
ddf özel üyesi
*****

Mesajlar: 519
Üyelik Tarihi: May 2009
Rep Puanı: 431
Mesaj: #3
RE: Hüseyin Atay'dan çağımıza reçeteler
yegane ölçü akıl vahy noktasıdamı
dikkat edin akılı vahiyden öne almış
idraki meali ..her şeyde her konuda mümkünmüdür ki ?

a) Fıkıh hayattan çekilmiş, bütün olarak tarihe geçmiş ve tarih olmuştur,
demiş
yani geçmişi çöpe at..hemde istisnası yok
pes doğrusu
(Bu Mesaj 09-15-2009 00:34:53 AM değiştirilmiştir. Değiştiren : küheylan.)
09-15-2009 00:33:57 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
ÖZTÜRKce Çevrimdışı
ddf özel üyesi
*****

Mesajlar: 1,048
Üyelik Tarihi: May 2009
Rep Puanı: 940
Mesaj: #4
RE: Hüseyin Atay'dan çağımıza reçeteler
(09-15-2009 00:33:57 AM)küheylan Yazılan: Linkleri Görebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Üye Olabilmek İçin Lütfen Buraya Tıklayınız.yegane ölçü akıl vahy noktasıdamı
dikkat edin akılı vahiyden öne almış
idraki meali ..her şeyde her konuda mümkünmüdür ki ?

a) Fıkıh hayattan çekilmiş, bütün olarak tarihe geçmiş ve tarih olmuştur,
demiş
yani geçmişi çöpe at..hemde istisnası yok
pes doğrusu
Üstadım, eskiyi çöpe atmak kastedildiğini sanmıyorum ama kastedildiyse halt edilmiş.
Burada dünün güneşiyle çamaşır kurumuyor demek isteniyor.
Ben öyle anladım.
Akıl ve vahiy?
Hangisi olmazsa diğeri olur ki?
Vahiy akıllıya geldiğine göre.
Tek başınalık ne ifade eder.

"İYİ DEĞİLİM" demek ne haddimize. ŞÜKÜRler olsun Her halimize.
09-15-2009 00:55:45 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
küheylan Çevrimdışı
ddf özel üyesi
*****

Mesajlar: 519
Üyelik Tarihi: May 2009
Rep Puanı: 431
Mesaj: #5
RE: Hüseyin Atay'dan çağımıza reçeteler
vahiy (kuran-sünnet)+akıl a zaten itirazımız olamaz
akıl olmazsa insan zaten bir et kemik yığını olmazmı?
akılmı vahiymi tartışması
malum asırlık tartışmalar
ama öncelik noktası çok önemli

Fakir hz ali felesefisiyle vahye teslimiyetle mestin üstüne mest etmeyi tercih ederim
aklım altı desede
09-15-2009 01:58:36 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Nazım Çevrimdışı
Deneyimli Üye
***

Mesajlar: 1,472
Üyelik Tarihi: May 2009
Rep Puanı: 762
Mesaj: #6
RE: Hüseyin Atay'dan çağımıza reçeteler
Koç`un gizli `Kur`an` toplantıları..
İlhan Selçuk`un da davet edildiği ve 7 Şubat 2008 tarihinde yapılan toplantıda Rahmi Koç ve katılımcıların `beyin fırtınası` yaptıkları ortaya çıktı. Rahmi Koç, toplantı davetinde ise toplantının amacını ilginç cümlelerle açıkladı. Ayrıntılar...

Ergenekon iddianamesi eklerindeki bir ayrıntı, işadamı Rahmi Koç Koç`un, Holding binasında ilginç bir toplantı düzenlediğini ortaya çıkardı.

İlhan Selçuk`un da davet edildiği ve 7 Şubat 2008 tarihinde yapılan toplantıda Rahmi Koç ve katılımcıların `beyin fırtınası` yaptıkları ortaya çıktı. Rahmi Koç, toplantı davetinde ise toplantının amacını ilginç cümlelerle açıkladı.

Ergenekon operasyonu kapsamında gözaltına alınanan ancak daha sonra serbest bırakılan Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz Sahibi İlhan Selçuk`tan Rahmi Koç`un düzenlediği ilginç bir toplantıyla ilgili davet ve belgeler ortaya çıktı.

KOÇ HOLDİNG`TE İLGİNÇ TOPLANTI

Rahmi Koç`un düzenlediği 7 Şubat 2008 tarihli toplantısına katılacaklar listesinin başında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof.Dr. Hüseyin Atay yer alıyor. Toplantıya Hacettepe Üniversitesi`nden Prof.Dr. İoanna Kuçuradi, Koç Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Atilla Aşkar, Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Tosun Terzioğlu, Koç Üniversitesi`nden Prof. Dr Yavuz Alangoya, Rahmi Koç`un oğlu Ömer Koç, Ege Cansen ve işadamı Metin Fadıllıoğlu`nun katılacağı bildiriliyor. Ancak Rahmi Koç`un daha sonra gönderdiği yazıda toplantıya Ege Cansen`in katılamayacağı, Prof.Dr. Hüseyin Atay`ın oğlu Faruk Atay ile Prof. Dr. Memduh Karakullukçu`nun da toplantıya katılacağı bildirildi.

ANKARA`DA ÖĞLE YEMEĞİ

Rahmi Koç`un bu toplantı öncesinde 21 Ocak tarihinde Ankara`da öğle yemeğinde Prof. Dr Hüseyin Atay, oğlu Faruk Atay ve işadamı Metin Fadıllıoğlu ile biraraya geldiği ortaya çıktı. Koç, İlhan Selçuk`a gönderdiği yazıda öğle yemeğinden bahsettikten sonra `Memleketimizdeki son gelişmeler Şubat ayındaki toplantının önemini bariz şekilde arttırıyor` demesi dikkat çekti. Koç, İlhan Selçuk`a 21 Ocak`ta gönderdiği yazıyla birlikte ön hazırlık yapılması için Prof.Dr. Hüseyin Atay`ın `Dinde Reform ve Atatürk`ten Kesitler` isimli kitabı ile Prof.Dr. İonna Kuçuradi`nin `Laiklik ve İnsan Hakları` kitaplarını da Selçuk`a gönderdi.

KUR`AN`I ANLAMA TOPLANTISI

Rahmi Koç 10 Ocak tarihinde İlhan Selçuk`a gönderdiği davet mektubunda ise Prof.Dr. Hüseyin Atay`ın `Toplumdaki sorun `Laikçilerle` `Dincilerin` Mücadelesidir` başlıklı makalesini de gönderdiği görülüyor.

Koç İlhan Selçuk`a gönderdiği yazıda 7 Şubat`ta yapılacak toplantının amacını açıklarken ise `7 Şubat perşembe günü 16.00-18.00 arası Koç Holding`de yapacağımız görüşmeler ilmi olmayıp, tamamen Kur`an`ın ve dinimizin, bilen ve bilmeyenler tarafından yanlış tefsir edilmesinden dolayı ortaya çıkan belirsizliğin sarahate kavuşturulması fikriyle ilgilidir. Madem ki, İslam`a doğru bir kayış oluyor, bunun doğru anlaşılmasında, ona göre hareket edilmesinde fayda vardır. Diğer taraftan demokratik ve laik cumhuriyetimizin elden gitmemesi için gerekli tedbirlerin alınması, yapabileceğimiz ve yapamayacağımız noktaların ortaya konulması elzemdir. Velhasıl bu bir beyin fırtınası olacaktır ve ümit ediyorum bütün arkadaşlar görüşlerini eldivensiz olarak dile getireceklerdir` dediği gör üldü.

HÜSEYİN ATAY`A SORULAR

Rahmi Koç`un İlhan Selçuk`a gönderdiği notlar arasında ise işadamı Metin Fadıllıoğlu`nun Prof.Dr. Hüseyin Atay`a sorduğu sorular da yer alıyor. Toplantıda Prof.Dr. Hüseyin Atay`ın bu konudaki görüşlerini açıkladığı tahmin ediliyor. İşte Atay`a sorulan sorular:

`-Türkiye`nin kalkınmasında dincilerle laikçilerin barıştırılması bağlamında hangi yapılar kurulmasının öngörmektesiniz?

-Bu yapılar, evvelki dönemin aksine dindarlar yerine bu sefer laiklerin hayatını zorlaştırır mı?

-Laik sistemi, halen desteklemekte olduğunuz dini reformun gerçekleşmesi bir geçici ara yapı olarak mı görmektesiniz?`

ATAY`IN MAKALESİ

Prof.Dr. Hüseyin Atay`ın Koç Holding`teki toplantıda masaya yatırılan makalesinde şu tespitler yer alıyor:

`Çözüm, akıl ve Kur`andan sapmış, gelenekleri inanç haline getirmiş `Dinci`lerle, laikliği bir tür alternatif bir din gibi anlayıp uygulayan, toplumu ve otoriyeti tümüyle tanrısızlaştırmayı gaye edinen laiklikten sapmış `Laikçi`leri birbirleriyle barıştırmakta yatmaktadır.`

SADECE ALINTI-YORUMSUZ

Eğer Birgün Çok Büyük Bir Derdin Olursa; Rabbine Dönüp 'Büyük Bir Derdim Var' Deme. Derdine Dönüp 'Büyük Bir Rabbim Var' De !
09-15-2009 02:00:12 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
cvardar Çevrimdışı
Aktif Üye
**

Mesajlar: 302
Üyelik Tarihi: May 2009
Rep Puanı: 222
Mesaj: #7
RE: Hüseyin Atay'dan çağımıza reçeteler
Kavramlar değil de kişiler işin içine girince al birinden vur ötekine. Her biri mevcut hali kendi cephesinden korumaya ve hatta genişletmeye çabalıyor. Geçmiş te süreç itibariyle pek farklı değil. Takımlar ve taraflar mücadelesi. Kargaşa kaçınılmaz. Tam ayetin vurguladığı durum "ihtilaf ettikleriniz hususunda Allah hükmünü verecektir" Bu ayette(ki bir tane değil) Allah niye burada armaızda hükmü vermiyor da bazı konuları öteye bırakıyor diye düşünürdüm. Konu vesilesiyle yazarken düşünüyorum da hükmünün öteye bırakıldığı konular bu tartışmanın da (geçmişle birlikte değerlendiriyorum) temelini teşkil eden taraftarlık meseleleri. Kulluğun gereği belki bir taraftarlığı zorlar ama aslolan taraftarlık değil kulluktur. Aslı kaybetmiş taraftarlığını kulluk yapmış insanların hesabı öteye kalmış görünüyor. (yazarken aklıma gelenler, henüz üzerinde kapsamlı düşünüp değerlendirmeden-olgunlaştırmadan ifade ettiklerimdir, bu yüzden çok iddalı değilim ama isabetliymiş gibi geliyor, yorumlarınızı beklerim)
Bütün bunların ötesinde ben meselenin çözümünü kişilerin Rabbleri ile aralarındaki samimi, pazarlıksız ve kulluk amaçlı bir ilişkiden geçtiğini düşünüyorum. Külliyen mümkün olmamakla birlikte, külliyen imkansız da değil. Kim ne kadar yaklaşabilirse...
09-15-2009 03:29:40 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
molla kasım Çevrimdışı
Deneyimli Üye
***

Mesajlar: 1,762
Üyelik Tarihi: May 2009
Rep Puanı: 616
Mesaj: #8
RE: Hüseyin Atay'dan çağımıza reçeteler
"müminler, yahudiler, sabiiler, hıristiyanlar, mecusiler ve müşrikler arasında kıyamet günü allah kesin hüküm verecektir çünkü allah her şeye tanıktır." (22/hac, 17) allah burada da hüküm veriyordur (ki helak ettikleri bunu gösterir) ama bizden istediği 'kulluk' etmek. fakat bazı müslümanlar allah'ın vereceği kesin hükmü burada vermeye kalktıkları için böyle bir uyarıda bulunmaktadır.
nazım hoca, "SADECE ALINTI-YORUMSUZ" derken ben onun yorum yaptığını düşünüyorum. yaşasın 'ironi'...
09-15-2009 13:30:01 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
ÖZTÜRKce Çevrimdışı
ddf özel üyesi
*****

Mesajlar: 1,048
Üyelik Tarihi: May 2009
Rep Puanı: 940
Mesaj: #9
RE: Hüseyin Atay'dan çağımıza reçeteler
Arkadaşlar eriğe düşmanımız erik demişse o dedi diye armut mu diyeceğiz.
Etmeyin, eylemeyin.
Önemli olan fikirler.
İşte her şey meydanda.
Olmuyor, olmuyoooor, olmuyooor.
Çocuklarını yağ ile balla besleyip millete sabredin diyenlerden daha az müslüman hüseyin atay.
Yapmayın.
Sani diğerleri ak kaşık mı?
Bırakalım sizden bizden i.
Evet silkelenmeye ihtiyaç var.
Değilse ateizm, ehli kitab, humanizm vs silkeleyecek ataletten tozkanan dimağlarımız.

"İYİ DEĞİLİM" demek ne haddimize. ŞÜKÜRler olsun Her halimize.
09-15-2009 23:23:48 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
söz güzeli Çevrimdışı
Deneyimli Üye
***

Mesajlar: 1,558
Üyelik Tarihi: May 2009
Rep Puanı: 632
Mesaj: #10
RE: Hüseyin Atay'dan çağımıza reçeteler
cvardar hocam, yazarken biraz daha anlaşılır yazmanı isterim. Şimdi 'taraftar' derken aynı şeyleri mi anlıyoruz, bilmiyorum ki. İnsan taraftar olur. Bazı durumlar olabilir ki, taraftar olmamak doğru olmayabilir. Bazen de taraftarlık insanları adaletli yaklaşımdan uzaklaştırabilir. Taraftarlık tek başına iyi veya kötü olmaz. Taraftarlığınızın nedenleri ve sonuçları önemlidir. Taraftarlığınızın ve tarafsızlığınızın ne işe yaradığı önemlidir.
09-16-2009 00:20:35 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir

İletişim | Dindersiforum.com | Yukarıya dön | İçeriğe Dön | Hafif Sürüm | RSS