Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
'Türkiye halkı'nın tanımı: İki dil, bir bavul
Yazar Mesaj
ilhan AKMAN Çevrimdışı
Deneyimli Üye
***

Mesajlar: 2,144
Üyelik Tarihi: May 2009
Rep Puanı: 767
Mesaj: #1
'Türkiye halkı'nın tanımı: İki dil, bir bavul
Birçoğumuzun yaşadığı yaşamakta olduğu bir hayatı gerçekçi bir şekilde anlatan bir film...Reklamı yapılamadığından olsa gerek ben daha yeni duydum...duymayanlarda vardır haberdar edelim dedik....
-------------------------------------

Türkiye halkı ifadesinin anlamını çok derinlerde aramaya gerek yok. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un geçtiğimiz salı günkü konuşmasının ardından tartıştığımız mesele, Cumhuriyet tarihi boyunca yaşanan, yaşanmaya da devam eden iki dil, bir de bavulluk hikâye aslında! Başbuğ'un 'Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran kimdir?
Cevap, Türkiye halkıdır.' sözlerine dair apaçık bir gerçeklikle yüzleşmek için Yıllık Değerlendirme Toplantısı'nı baştan sona dinler dinlemez Beyoğlu'na, 28. Uluslararası İstanbul Film Festivali'ne koşturmak yetti.

İki Dil Bir Bavul adlı belgeselden yansıyan gerçek hayatlar, Doğu bölgelerinde yaşanan büyük sorunun geniş açılı, çok net bir fotoğrafıydı sanki. Üniversiteden yeni mezun olmuş genç bir öğretmenin zorunlu hizmet için atandığı köy okulunda, bilmediği bir dilde konuşan çocuklara bilmedikleri bir dili öğretmek zorunda kalmasının bazen sıkınıtılı, bazen komik, çoğu zaman da trajikomik hallerine tanık oluyorsunuz. Filmin genç yönetmeni Özgür Doğan'ın dediği gibi: Emre öğretmen de, çocuklar da ortadaki saçmalığın kurbanı.

İki Dil Bir Bavul, üniversiteden yeni mezun olmuş genç bir öğretmenin zorunlu hizmet için atandığı Kürt köyünde tek kelime Türkçe bilmeyen öğrencileriyle geçirdiği bir ders yılını anlatıyor. Yönetmenliğini Özgür Doğan ve Orhan Eskiköy'ün yaptığı filmde her şey gerçek. Köy, Emre öğretmen, öğrenciler, köylüler; hatta tüm yaşananlar. Film, Denizlili Emre Aydın'ın poşulu erkeklerle dolu bir minibüs yolculuğunun ardından elinde bavulu, ilk görev yeri olan Demirci köyüne ayak basmasıyla başlıyor. Daha önce Doğu bir yana herhangi bir köye dahi gitmemiş olan Emre öğretmenin ilk günleri, kaldığı lojmanı kirden, böceklerden temizlemekle geçiyor. Şaşkınlık diz boyu. Hatta annesiyle telefonda konuşurken şu ifadeyi kullanıyor: "En azından suyu olur diyordum, o bile yok!"
[Resim: ikidilbirbavul112.jpg]
Asıl sıkıntılar, bunalımlar köydeki evleri tek tek dolaşıp öğrencileri okula topladıktan sonra başlıyor. Çünkü çocuklar Türkçe bilmiyor, Emre de Kürtçe. Yaşları biraz büyük olanlar az çok Türkçe anlıyorlar; ama onlar da Türkçe sorulara Kürtçe karşılık veriyor. Neye uğradığını şaşırıyor, ne yapacağını bilmiyor Emre öğretmen. Anlaşamadığı öğrencilere ne öğretebilir ki? Bilmediği dili konuşan çocuklara bilmedikleri bir dili öğretmek zorunda kalıyor. Matematik, Hayat Bilgisi gibi dersleri bir yana bırakıp çocuklara bir sene boyunca Türkçe öğretmeye karar veriyor böylece. Mavi önlük üzerine bağlanmış beyaz yakalıkta yazılı 'A, B, C' harfleriyle sadece Kürtçe konuşabilen öğrencilere elinden geldiği kadar Türkçe öğretmeye çalışıyor. Fakat bu pek de kolay olmuyor. Öyle ki Emre öğretmeni bunalıma sokacak kadar. Yedi sekiz yaşındaki çocukların neredeyse kırk yaşındaymışçasına yıpranmış ellerinden çıkan yazılar kolay kolay Türkçe olmuyor çünkü.

İki Dil Bir Bavul'u izledikten sonra filmin yönetmenlerinden Özgür Doğan'la Beyoğlu'nda buluşuyoruz. Filmin çıkış noktasını soruyoruz. Gerçek karakterlerle, gerçek olayları anlatan belgeselin yine gerçek bir hayat hikayesinden yola çıktığını öğreniyoruz. Genç yönetmen Özgür Doğan, filmde izlediğimiz öğretmen ve öğrenci arasında yaşanan dil sıkıntının aynısını; hatta daha kötüsünü yaşadığını söylüyor: "Ben Muş, Vartoluyum. Türkçe bilmiyordum. Öğretmen Türkçe öğrenelim diye Kürtçe konuşmamızı yasaklamıştı. Türkçe bilmeyen dedemle ninemin yaşadığı evde bile. Ama tek kelime Türkçe bilmiyoruz ki! Kürtçe konuşunca dayak yiyorduk. O anılar canlandı işte. Kuzenimle oturduğumuz bir gün o da başından geçenleri anlattı. Kaba bir senaryo yazdık. Aslında onun anlattıklarıyla filmdekiler yüzde doksan aynı."

Filmi çekmeye karar verdiklerinde zorlu bir süreç başlamış. Uygun köy ve öğretmen bulmaya çalışmışlar uzun süre. Tabii bir yandan da giderleri karşılayacak parayı bulmanın derdine düşmüşler. Senaryolarını yeni yönetmenleri destekleyen bir proje olan Greenhouse'a sunmuşlar. Oradaki seminerlerden birincilikle ayrılınca biraz olsun maddi destek bulmuşlar. Hollandalı ortak bir yapımcı da bulunca sıra filmi çekecekleri yeri ve öğretmeni bulmaya gelmiş. 2007 Ağustos ayında önce Varto'yu gezip dolaşmışlar. Uygun köy bulamayınca rotayı Şanlıurfa'ya çevirmişler. Bir haftada yaklaşık 60 köy gezmişler. Bakmışlar ki anlatmak istedikleri sorun bu köylerde var, uygun öğretmeni araştırmaya başlamışlar. Köylere gidecek tüm öğretmenlerin ilk uğrak yeri olan ilçe merkezindeki öğretmenevi onlar için bir nevi cast ajansı olmuş. Önce Viranşehir'deki öğretmenevinde kaldıklarını, fakat uygun öğretmeni bulamadıklarını söyleyen Özgür Doğan, Denizlili Emre Aydın'la nasıl bir araya geldiklerini şöyle aktarıyor: "İstediğimiz gibi bir karakter bulamamıştık. Kimi filmi sürükleyebilecek tipte değildi, kimi güçlü karakter değildi, kimi isteksizdi. Bazı öğretmenler iyiydi ama görev yapacakları köyler film için uygun değildi. Siverek'e bir bakalım dedik. Öğretmen evinin bahçesinde Emre'yi gördük. Yıkılmış bir hali vardı. 'Burada olmamam gerekiyordu' diye düşünüyordu büyük ihtimalle. Ona önerdik. O da kabul etti."




Emre'ninki deneme yanılma!

Emre'nin kabul etmesiyle dokuz ay sürecek çekimler başlamış. Öncelikle Emre öğretmenin ilk günlerini, köye nasıl adapte olduğunu soruyoruz yönetmen Doğan'a. Cevap üzücü ve de düşündürücü: "Sürekli telefonda annesiyle konuşuyordu. Sonlara doğru kesti bunu. Hayata küstü, kapandı biraz. Kendisi için çok zor. Denizli'de büyümüş. Daha önce Doğu'ya gitmemiş. Bir de üniversitede dört yıl boyunca buna dair üniversitede hiçbir eğitim almamış. Kimse ona 'böyle bir yere gidebilirsin' dememiş. Bir yere gidiyorsun, insanlar senin dilini bilmiyor." Genç öğretmenin çok çabalayarak, sürekli uğraşarak deneme yanılma yollarını kullanarak çocukları eğitmek zorunda kaldığından bahsediyoruz.

'Çekimleri yaparken özellikle sınıf ortamında doğallığı nasıl sağladınız?' sorusunu cevaplarken çocukların kendileriyle hiç ilgilenmediğini, sürekli Emre öğretmenin gözünün içine baktıklarını ifade ediyor Doğan. Filmi sadece iki kişi olarak çekmeleri de doğallığı korumalarında etkili olmuş zaten. Köyde ya da okulda yaşanan hiçbir olaya müdahale etmediklerini de belirterek şöyle devam ediyor: "Çocukların ya da öğretmenin günlük hayatını değiştirecek türden, yani 'Yeniden gir, yeniden yürü' gibi şeyler yapmadık. Sabahtan konuşuyorduk Emre'yle, 'bugün ne yapacaksın?' diye. Biz de ona göre kameramızı kurup bir kenara çekiliyorduk."

Özgür Doğan, İki Dil Bir Bavul filmi üzerinden anlatmak istedikleri bir derdin olduğunu belirtiyor. Türkçe bilmeyen Kürt çocukların okula başlarken yaşadıkları sıkıntıyı anlattıktan sonra kendi hayatından hareketle ilginç bir noktaya dikkat çekiyor: "Benim beş yıllık ilkokul dönemimde dört ya da beş öğretmen gelip gitti köyümüze. O dönem hiç anlamadım, bu adamlar neden hemen gidiyorlar diye. Sonra bu insanların buralarda duramadıkları, adapte olamadıkları, çok ağır şartlarda yaşadıkları, bazılarının psikolojik tedavi gördüğü... Ne oluyor da bu insanlar bu hale geliyorlar?" Sorduğu sorunun cevabını da kendisi veriyor hemen: "Çünkü ortada çok saçma bir durum var. İki taraf da birbirinin dilini bilmiyor. Siz öğretmene diyorsunuz ki gidin 'onlara bu dili öğretin'. Köydeki çocuklara da diyorsunuz ki 'okula gidin bu dili öğrenin'. Ama bu iki kesimde de buna dair hiçbir fikir yok. Öğretmen de öğrenci de ne yapacağını şaşırıyor. Bütün derdimiz burayı anlamak."

Yönetmen Doğan, filmi çekerken dengeyi korumaya çalışarak tek yönlü bakmadıklarını, öğretmeni de, öğrencileri de, köylüleri de anlamaya çalıştıklarını belirtiyor. "Biz öğrencilerin sıkıntısına da, öğretmeninkini de anlatmak, anlamak istedik. Doğru olan bu." diyor. Dolayısıyla sorunun tüm taraflarını çok iyi hissettiklerini söylüyor. "Bu ne Emre'nin, ne o çocukların suçu. İki taraf da kurban aslında." diyor. 'Peki bu sorun nasıl çözülür?' kısmına gelince fikirlerini şöyle sıralıyor genç yönetmen: "Bu çocukların hayatında bir kırılma yaratmadan, Türkçe öğrenmeleri gerekiyor. Şu anki yöntemle değil. Bu kadar yıpratan, bölen, yasaklayan, reddeden tarzda değil. Buna dair çözüm bence çok rahat bulunabilir. Oraya bence çok özel öğretmenlerin gönderilmesi lazım. Emre'ye gerçekten çok yazık. Çocuklara da yazık, ona da. Karşı karşıya kaldığı duruma dair önceden edinilmiş hiçbir fikri, hiçbir tecrübesi yok çünkü." o.deligoz@zaman.com.tr ZAMAN

ÖNDER DELİGÖZ
09-06-2009 00:01:24 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
ilon Çevrimdışı
Administrator
*********

Mesajlar: 535
Üyelik Tarihi: May 2009
Rep Puanı: 237
Mesaj: #2
RE: 'Türkiye halkı'nın tanımı: İki dil, bir bavul
[b]İki Dil Bir Bavul

[Resim: 1358.jpg]


Filmin Özeti

Türk öğretmenin, uzak bir Kürt köyündeki bir yılı. Öğretmen Kürtçe bilmez, çocuklar Türkçe. Öğretmen ilk kez gördüğü bu coğrafyada, bir yılını çocuklara Türkçe öğretmekle geçirir. 1 yılın sonunda çocuklar Türkçe öğrenebilecekler mi?

İki Dil Bir Bavul üniversiteden yeni mezun olmuş ve uzak bir Kürt köyüne atanmış Türk öğretmenin bir yılını, onun okula yeni başlayan ve Türkçe bilmeyen çocuklarla yaşadıklarını anlatır. Bir yıl boyunca öğretmenin farklı bir topluluk ve kültür içindeki yalnızlığına, çocuklar ve köylülerle yaşadığı iletişim problemine, çocuklardaki değişime tanık oluruz. Bu süreç boyunca öğretmen ve çocuklar birbirlerini yavaş yavaş tanımaya ve anlamaya başlarlar.



[Resim: resim008.jpg]
[Resim: Iki-Dil-Bir-Bavul-12.jpg]


Fragman
Linkleri Görebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Üye Olabilmek İçin Lütfen Buraya Tıklayınız.

[Resim: anlastikmidarkilencepn9.gif]
(Bu Mesaj 09-06-2009 00:06:36 AM değiştirilmiştir. Değiştiren : ilon.)
09-06-2009 00:04:15 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
CANCAN Çevrimdışı
Aktif Üye
**

Mesajlar: 698
Üyelik Tarihi: May 2009
Rep Puanı: 374
Mesaj: #3
RE: 'Türkiye halkı'nın tanımı: İki dil, bir bavul
Ben de muş ta çalışıyorum.Yönetmenin dediği gibi Varto'da dahil olmak üzere merkez de dahil kürt ailelerin bir çoğu çocuğunu Türkçe bilmeden gönderiyor okula.Ama eskiden olduğu gibi Türkçe bilmedikleri için değil.Nasıl olsa okulda öğrenir diyorlar.Kürt bazı öğretmenler bile aynı şekilde düşünüyor.Çocuklar okulda Türkçe, okuldan çıkınca Kürtçe konuşuyor.Eskiden aileler türkçe bilmiyormuş ve bu durum normalmiş.Şimdi ise milliyetçilik bunu yaptırıyor.Dedikleri gibi olan kürtçe bilmeyen 1.sınıf öğretmenine oluyor.

En karanlık an, şafaktan az öncedir.
09-06-2009 06:02:51 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
ahmed60 Çevrimdışı
Forum Üstadı
****

Mesajlar: 3,572
Üyelik Tarihi: May 2009
Rep Puanı: 366
Mesaj: #4
RE: 'Türkiye halkı'nın tanımı: İki dil, bir bavul
..Güneydoğu ve Doğu illerinde yapılan en ciddi araştırmalar iki gerçeği ortaya koyuyor:

Birincisi öğretmenlerin halk üzerindeki etkisi, ikincisi de İstanbul, İzmir, Mersin gibi şehir varoşlarında büyüyen gençlerin örgüte katılma oranı açısından bölge gençlerinin önüne geçmesidir. Bu durumda problemi bölgesel kabul edip, dış güçlerin entrikalarını bölgeyle sınırlı görmek ciddi bir eksikliktir. Zaten farklı çözüm yolları üretmek varken çözüm yollarını kapatmak için uğraşanlar, bugün içinde bulunduğumuz durumu analiz etmek yerine yüz yıl öncesinin örnekleriyle vahameti anlatmaya çalışıyorlar.

Problemin çözümü büyük oranda içeridedir; dışarıda değil. Bunun için herkese vazife düşüyor. Tıpkı Diyarbakır'daki bayan öğretmen gibi...

Öğretmen hanım ülkenin batısından gitmiş Diyarbakır'a. Belki de Diyarbakır'ı ilk duyduğunda derin bir korku hissetmişti. Ama gitti ve görevine başladı. Bir de ne görsün sınıfta bir çocuğun ayakkabısı yok. Haftalar geçiyor; çocuğun ayağında hâlâ bir çift pabuç yok. Yaklaşık üç ay böyle geçiyor. Bu arada öğretmen hanım da ortama yavaş yavaş alışıyor. Derken bir gün ders çıkışında ayakkabısız çocuğun elinden tutup bir dükkâna götürüyor. Henüz paradan sıfırların atılmadığı günlerde on iki milyon liraya bir ayakkabı alıp çocuğa giydiriyor. Ve öğretmen-veli o civardaki Kürtler aylarca bu öğretmen hanımın davranışını konuşuyor. Bu olayı dinleyince öğretmen hanıma sordum:

Bir de o çocuğa Kürtçe olarak "Beğendin mi?" deseydiniz ne olurdu? Hiç tereddüt etmeden "Uçardı." dedi.

Değmez miydi bir cümlecik Kürtçe söze? Devletin sıcak yüzünü temsil eden o şefkatli öğretmen bu bir cümleyi esirger miydi yalınayak öğrencisinden? Hakkında uydurulacak müzevir sözlerinden ve fişlerden korkmasa tabii ki esirgemezdi. Çözümün öteki yüzü buradan geçiyor. Ve millet olarak bizim tabiatımız buna çok uygun.
h.ozturk@zaman.com.tr

Nebiye atf ile binlerce herze uydurdun.
Yıktın da dini mübini yeni bir din kurdun.
Doğrudan Kuran'dan alarak ilhamı.
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam'ı.
09-06-2009 16:40:30 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
ilhan AKMAN Çevrimdışı
Deneyimli Üye
***

Mesajlar: 2,144
Üyelik Tarihi: May 2009
Rep Puanı: 767
Mesaj: #5
RE: 'Türkiye halkı'nın tanımı: İki dil, bir bavul
Genç bir öğretmenin bir Kürt köyünde yaşadıklarını anlatan İki Dil Bir Bavul, Antalya'da yarışma bölümündeydi.



Filmin genç yönetmenleri Özgür Doğan ve Orhan Eskiköy, 2007'de çektikleri filmde, olayları bizzat öğretmen Emre Aydın'la beraber takip ediyor. Film, Türklerin ve Kürtlerin yan yana oturup empati yaparak izleyebileceği bir seyirlik.

Denizlili bir gencin üniversiteyi bitirdikten sonra öğretmen olarak tayin olduğu bir Kürt köyünde yaşadıklarını anlatan, 23 Ekim'de de gösterime girecek İki Dil Bir Bavul, İstanbul ve Adana'dan sonra Antalya'da yarışma bölümündeydi. Filmin genç yönetmenleri Özgür Doğan ve Orhan Eskiköy, 2007'de çektikleri filmde, olayları bizzat öğretmen Emre Aydın'la beraber takip ediyor. Öğretmenin ve çocukların yaşadığını aynı sıcaklıkta yansıtabilen film, Türklerin ve Kürtlerin yan yana oturup empati yaparak izleyebileceği bir seyirlik. Öğretmen Emre Aydın'ın yaşadıklarını anlatan filmin yönetmenleri Özgür Doğan-Orhan Eskiköy ve askerliğini yapan Emre Aydın'la konuştuk.

Filmin iki yıllık bir geçmişi var. Ama 'açılım' dönemine denk geldi. Demokratik açılıma nasıl bir etki yapar?

Özgür: Gösterimin gidişatına bağlı biraz. İyi bir sayıya ulaşabilirse filmin etrafında bir tartışma başlayabilir. Çok insanî bir açıdan ve temel olabilecek bir zeminde yaklaştığımız için filmin böyle bir gücü var. Tek dileğimiz tartışmanın böyle bir zeminde ilerlemesi.

Tersine dönme endişesi var mı sizde?

Özgür: Filmi yaparken de bunu düşündük. Ama biz çok dengeli bir film yaptık. Dolayısıyla terse dönecek bir duygu yok ortada.

Orhan: Bizim meselemiz şu: Kendini nasıl tanımlarsa tanımlasın, meselenin kendini ve ülkesini etkilediğinin farkında olan insanların sahip çıkmasıyla doğru orantılı olacak filmin geleceği. Sadece bir kesimin sahip çıkmasının etki gücü yok. Amacımız, çözümü isteyen Türkler ve Kürtler bu filmi yan yana izlesin ve dışarı çıktıklarında konuşmaya başlasın.

Yoksulluk yerine dil meselesine odaklanmışsınız. Neden?

Özgür: Oradaki evlerde çekyatın olmaması yaşam kültürüyle ilgili. Yoksa bizim anladığımız anlamda yoksulluk değil. Durumları çok iyi demiyorum. Ama filmin odağı bu değildi. Orada çocuklar 7 yaşına geliyor ve onlara göre yabancı bir dille karşılaşıyor. Ülkenin batısında birkaç ayda çocuklar okuma-yazmayı öğreniyor ama orada ilkokul beşi bitirince bile okuma-yazmada zorlanıyor.

Orhan: Bahçeşehir Üniversitesi'nde BETAM diye bir kuruluş var. Çift dilli olan çocukların yani Kürtlerin % 46'sı ilkokulu bitiremiyor. Resmî bir veri bu. Ne kadar korkunç, ne kadar adaletsiz bir durum. Ve bu çocuklar şimdi neredeler? Diyorlar ya 'Herkes okuma yazma biliyor.' Sadece okuma-yazma mesele değil ki! Onu nasıl kullandığın, nasıl ifade ettiğin önemli.

Şimdiye kadar mesele hep ekonomik ve güvenlik açısından ele alınmıştı. O zaman dil mevzusu ihmal edilmiş...

Orhan: Tabii ki. Biz o yüzden oraya gittik. Bizce sorunun kaynağında dil problemi var. Ondan sonra ekonomi vs. devreye girer. Düşünün ki çok iyi resimler yapıyorsunuz, ama evden çıkmanıza izin verilmiyor. Oradaki çok akıllı çocuklar var. Hayatla, doğayla doğrudan temas ediyorlar.

Filmdeki öğretmen Emre'nin Denizlili olması bir tesadüf mü?

Özgür: Emre'yi özellikle seçtik. İdealist bir öğretmen olsun istedik. Emre de çocukları ve öğretmeyi çok seven biri.

Orhan: Egeli olması güzel oldu. Hem farklı bir ağızla konuşuyor. Hem de apolitik birisi. Kürt sorunuyla ilk defa orada karşılaşıyor. Oraya gidince bilmediği bir dil konuşuluyor. Bu onun için büyük bir şoktu. 'Ben nereye geldim?' dedi.

Filmde otosansür uyguladınız mı?

Özgür: Öyle bir şey oldu mu hiç? Hatırlamıyorum ben.

Orhan: Dağlıca'dan sonra durum değişti biraz. Biz onları koymak istemedik. Çekmedik bile. Mesela baskının olduğu sabah Özgür'le Emre biraz tartıştı.

Dağlıca baskını zamanı siz çekimde miydiniz?

Orhan: Evet, oradaydık. O sabah kahvaltıdayken Emre'nin çok korktuğunu hatırlıyorum. Kürtlere karşı 'Bunların hepsi böyle'ye kadar varan bir kızgınlığı olduğunu hatırlıyorum. O zaman gergindik. Bir de köyün neredeyse tamamı AK Parti'ye oy veriyor. Dindar bir köy. Ama çift çanak var. Roj TV seyrediyorlar. Başka dili anlamadıkları için Roj TV seyrediyorlar. Köyde çok rahat geçti çekimler, diğer yerlere oranla.

Filmi, Türkiye için yeni sayılabilecek belgesel-kurmaca arasındaki türde yapmanızın sebebi nedir?

Orhan: Biz 'Emre'nin yaşadıklarına seyirciyi nasıl ikna ederiz?' sorusunun karşılığı olarak bunu bulduk. Zaten belgeselci bir geçmişimiz de var. Beni son zamanlarda en çok ikna eden isim Haneke. Biz kurmacanın ve belgeselin bize sağladığı olanakları beraber değerlendirmek istiyoruz. Buradan da melez bir şey çıkıyor ortaya.

Özgür: Bu konuda örnekler de çoğalıyor zaten. Gerçekçi bir yaklaşım var artık. Bu memlekette temel meselelere dair hâlâ söylenmemiş çok söz var. Bunları anlatmak için de ister istemez bu türe kayıyoruz.

Emre film boyunca telefonda sadece annesiyle konuşuyor. Üniversiteyi bitirmiş bir gencin hiç mi arkadaşı olmaz konuşacağı?

Orhan: Aslında bir kız arkadaşı vardı. Ama oraya gittikten sonra ayrıldılar. Biz bazı konuşmaları çekmiştik. Ayrılınca onları çıkardık. Bir de bizim filmlerde bir ana-oğul ilişkisi oluyor hep. Garip bir şekilde. Burada da öyle oldu.





'22 yıl sahte bir dünyada yaşamışım!'
Filmin, bavuluna iki dil sığdıran öğretmeni Emre Aydın 2 yıl önce yaşadıklarını aynı heyecanla anlatıyor. O şu an Kıbrıs'ta 'Şafak 88' diyerek tezkere bekleyen bir asker. Emre'yle izne geldiğinde İstanbul'da görüştük. Üç çocuklu Denizlili bir ailenin en büyük oğlu olan Aydın, üniversiteyi Samsun 19 Mayıs Üniversitesi'nin Amasya'daki Eğitim Fakültesi'nde okumuş. Sınıf öğretmenliğinden 2007'de mezun olmuş. 'Neresi olursa olsun giderim.' diyerek Urfa'yı işaretlemiş. Urfa'nın Siverek ilçesinin Demirci köyü gelince ilk tepkisini şöyle anlatıyor: "Ben internetteki yoğunluktan dolayı sonuçları öğrenemedim. Sonra teyzem bilgilerime bakıp beni aradı. Şanlıurfa deyince, ben bir 30 saniye konuşamadım ve telefonu kapatmışım. Teyzemin ikinci kez aramasıyla kendime geldim ve ona 'Teyze F5 falan yap, ekranı yenile, bir yanlışlık olmalı!' dedim."

İlk şoku atlattıktan bir hafta sonra, 21 saatlik yolculuk sonucu Urfa'ya giden Emre, bir süre Siverek'te öğretmenevinde kalır. Emre'nin tayin olduğu Demirci köyünün yeri, Siverek İlçe Milli Eğitim'in haritasında bile görünmemektedir. Kime sorsa, bilmez. Sonra köy dolmuşlarının kalktığı yerdeki kahvehaneleri dolaşır. Orada köyün muhtarı rastgelir. Muhtar ile köye giderler.

Bu kısmı Emre'den dinleyelim: "Mor poşulu adamlar, hepsi farklı konuşuyor. 'Allah'ım ben nereye geldim?' dedim. Muhtarın evine vardık. Köylülerden 5-10 kişi de oradaydı. Hepsi de tek tek aynı soruları sordu. Hepsine cevap verdim. Sabah uyandım, köye bir baktım ve her şey bitti benim için. Hiçbir şey yok!" 'Üniversite okuyan 22 yaşında bir gencin daha önce Doğu, Güneydoğu, Kürtler ve Kürtçe hakkında bir şey bilmemesi nasıl olur?' deyince durumu anlatıyor: "Denizli'nin merkezinde yaşıyoruz, ama orada hiç böyle bir durumla karşılaşmadım. Amasya'da da sadece bir kez sınıfta Diyarbakırlı bir arkadaşım konu açmıştı. Ben o zaman ayrım varmış diye bir şeyi kulaktan dolma duydum. Oraya gidince anladım ki 22 yıl boyunca boş, sahte bir dünyada yaşamışım. Gerçek dünya orada. Orası benim için dünya dışı bir gezegen gibiydi."

Emre, Siverek Öğretmenevi'nde ne yapacağını bilemez bir halde otururken Özgür ve Orhan'la tanışır. Onların film teklifini de 'Hiç olmazsa köyde yoldaşım olur.' diyerek kabul eder. Emre köye gittikten bir-iki hafta sonra yönetmenler de onun yanına varır. Ve film başlar...

Emre Aydın, asker dönüşü yine Demirci köyüne gidecek. Rojda, Vehip, Hanus da öğretmenlerini bekliyor olacak muhtemelen.

[Resim: yonetmen01.jpg]
(Bu Mesaj 10-18-2009 13:14:24 PM değiştirilmiştir. Değiştiren : ilhan AKMAN.)
10-18-2009 13:12:54 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
ilhan AKMAN Çevrimdışı
Deneyimli Üye
***

Mesajlar: 2,144
Üyelik Tarihi: May 2009
Rep Puanı: 767
Mesaj: #6
RE: 'Türkiye halkı'nın tanımı: İki dil, bir bavul
22 de trt haberde....
10-10-2010 21:21:40 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Emirates Çevrimdışı
Co-Admin
*******

Mesajlar: 364
Üyelik Tarihi: Apr 2010
Rep Puanı: 227
Mesaj: #7
RE: 'Türkiye halkı'nın tanımı: İki dil, bir bavul
bende izlenmesini tavsiye ederim.. 'gerçek' bir film.
10-10-2010 21:53:21 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir

İletişim | Dindersiforum.com | Yukarıya dön | İçeriğe Dön | Hafif Sürüm | RSS